19 Kasım 2012 Pazartesi

(*)




Dalgın dalgın tırnaklarımla oynarken.Çat diye elime vurdu.Belkide gerçekten delirmiştim.Ben her gün aynı rüyayı görüyorum ve bu delirmek için çok geçerli bir sebep..Böyle rüyalar gördüğüm gecelerin sabahında , kendime yakalanmamak için aynaya bakmadan evden kaçar gibi çıkıyorum.Biri beni takip ediyormuş gibi  iki adımda bir arkama bakmaktan kendimi alamıyorum.İnsan insanı anca bu kadar özler.Onu son gördüğüm de , yatağının köşesine ilişip tırnaklarımla oynuyordum.O kadar hastaydı ki öleceğini biliyordu.Öleceğini bilen insanların gözlerinde ki kederin tarifi biraz zordur , ancak   henüz 42 yaşındaysanız ve çocuğunuz yatağınızın kenarında ağlamamak için morarmış dudaklarla size bakıyorsa o an her şeye inat gülerek '' tırnağını yeme ' deme cesaretini buluyorsunuz kendinizde.Ben hiç bir zaman o kadar cesur olamadım.

Bazen rüyama da , uzatsam elimi hayal aleminden çıkıp ete kemiğe bürünecek kadar yakınıma geliyor.Sonra hiç konuşmadan gidiyor.Bir daha ne zaman gelir rüyama bilmiyorum.Ben onu çok uzun yıllar rüyamda hiç görmedim.Ablam rüyalarını anlattıkça içten içe çok kıskandım.Hani diyordum gelse otursak beraber bi kahve içsek , çayı severdi Allah kahretsin ki kahveyi sevip sevmediğini hatırlamıyorum.Annem öldüğün de 12 yaşındaydım.Bir sabah elinde bir torbayla abim belirdi kapıda '' annem dedi vefat '' etmiş '' .Torbann içinde kıyafetler ortalığa saçıldı.İnanın bana bir çocuğun sırtına yükleye bileceğiniz en büyük yük.Kardeşlerine annesinin öldüğünü söylemek olurdu.Annemi en son  üstünde açık pembe bir kazakla hatırlıyorum.Ne zaman üzülsem aynı kazakla gelir rüyama. Pembeyi sevmeme nedenim de budur belki.Pembe acının rengidir benim gözümde.Yıllar sonra dedim ki abime ''vefat ne demek biliyor muydun ki öldü demek yerine böyle dedin '' Ben anneme  ölümü hiç yakıştıramadım ''dedi. Bu cümle benim hayatımın özeti gibi.Bana da yaşadıklarımı hiç yakıştırmadılar.Öyle ya ben hep daha iyisine layıktım.O yüzden beni tutup tutup aynı kuyunun içine attılar.


Hiç yorum yok: