30 Haziran 2009 Salı

DİLEK


Bir sabah uyandığın da sadece rüzgâr yön verecek hayatına. Biriktirdiğin ne varsa savuracak havaya. Bırakacaksın biriktirmeyi. Dilinin ucunda mırıldanmayla karışık bir türkü ceplerinde yaşanmamış yıllarının acı hatıraları. Yeniliğe doğru çevireceksin dümeni. Başka hayatlarda başka başka zamanlarda mutluluğun tadını çıkartıyor olacaksın. Bugünü burada dondurup ömrünü ferahlatacaksın. Aldığın nefesin hakkını vereceksin. Küfürler saydırdığın hayatın tadını dilinin ucunda hissedeceksin. Seveceksin bu tadı insan ömründe kaç kez yakalar ki böyle bir anı. Bunca yaşadıklarımın bir nedeni olmalı onca kırıklığın onca kırgınlığın bir nedeni olmalı dediğin an da kendi nedenlerini bulmak için çıkacaksın yola.’’ Ağladığın kadar güleceksin'' derya şair İşte gülme zamanını sen belirleyeceksin ‘’ herşeyin sende gizli’’olduğunu göreceksin kendi yüreğinle. Bir çocuk gülümsemesinde kaybolacaksın bulunmak istemeyeceksin dokunmasın kimse diye kaybolmayı sen seçeceksin. Çıktığın yollar yön verecek hayatına. Sıkıntılarda kederlerde geçip giderken zaman teslim ettiğin parçalarını toplayıp bütünü oluşturacaksın yüreğinde

İşte sen bunları yaparken;

Turnalar eşlik etsin yüreğinin yalnızlığına. Gökyüzü buldursun mavilikle yönünü. Okyanuslar dolsun taşsın damarlarına. Toprak yardım etsin yeşertmeye umutlarını. Ektiğin tohumlar günü geldiğinde koca çınarlara dönüşsün. Güneş işte o anda daha parlak aydınlatsın gününü gecelerde yıldızlar ince bir çarşaf gibi serilsin koynuna. Her kayan yıldız gerçekleştirsin dileklerini de. Sorma bana ne olacak diye bekleyip göreceğiz hep birlikte ama iyi biliyorum tüm istediklerin gerçekleştiğinde tekrar konuşalım seninle ve yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştiğinde işte tamda o sırada. Dileğin dileğimdir unutma .



*Can YÜCEL


Herşey Sende Gizli Şiirin'den

27 Haziran 2009 Cumartesi

RAĞMEN..


Seviyorum seni
Hem de öyle bir sevmek ki
Seni sana RAĞMEN seviyorum

Özlüyorum seni
Gittiğin günden beri
Hiç geri dönmeyeceğini bilmeme RAĞMEN

Kızmıyorum sana
Öylece bıraktın diye
Tuzla buz etmene RAĞMEN


Affediyorum seni
Giderken dönüp bir kez olsun
Arkana bakmamana RAĞMEN



.
.
.
.

Sevginin en zor olanıdır. Yapılan onca şeye RAĞMEN seviyorum diye bilmek.




Sen bana bir ayna tutun ben kendimi gördüm. Aynam oldun yansıyan senden bana yine ben oldum. Ben sana bir aynan tutum sen yok oldun kendi benliğinde. Dev aynasın da görme istedim kendini ben var olduğum sürece sende bende vardın hepsi bu. Kaçamak bakışlar attın sadece. Görmek istemedin haklı sebeplerin vardı belli ki kendince Ben seni sana rağmen hata kendime rağmen seviyorum. Seninse hep bahanelerin var kendini kandırmaya gelmişsin bu Dünya ya. Hep kendini seraplarla avutmaya alışmışsın. Avunurken avutmak neden olmasındı. Olabilirdi sen eğer başını kaldırıp kendini bende görmeyi deneseydin.

Ben seninle Dünyaya rağmen korkusuzca cesurca savaşmaya hazırdım. Sen kaçıp gitme taraftarıydın. Kimseyi sevdin mi onca olumsuzluğa rağmen. Ne değişik bir kelime oysaki sen rağmen yerine hep eğer demeyi seversin. Ödüllendirmek için karşındakini değişime dönüşüme uğramasını beklersin. Kendini bile severken bir sürü şart koymuş bir insanın. Karşısında ki insana ön koşullar, şartlar koymaktan başka ne gibi bir davranış biçimi ola bilir ki benim ki de laf işte.


Senden uzaklaşıyorum bunca yakın olmamıza RAĞMEN


Öyle bir uzaklık ki aramızda ki hiçbir deniz birleştirmeye yetmez artık bu mesafeleri.

24 Haziran 2009 Çarşamba

BASTON






Herkes öderdi ya gün gelir payına düşeni işte ödüyordu şimdi oda payına düşeni .Sevgisine çok çabalar harcamıştı bitmesin gitmesin diye.Ama ne zaman tökezlese elinin altında tutuyor tıpkı bir baston gibi ne zaman ki doğruluyordu beli atıyordu elinde ki bastonu. İhtiyacı olana kadar aramıyor sormuyordu ama hep elinin alında istiyordu bastonunu.Toparlıyordu kadın hayatını bütün inişlerini çıkışlarını düzeltiyor adam ediyordu sonra yine avcundan kayıp gidiyordu .Ümit ediyordu kadın bütün dünyayı karşısına almaya hazırdı onun için yoksaymaya hazırdı biriktirdiklerini yakardı herşeye rağmen bütün gemilerini yeterki sevsindi para pulda istemezdi.Her arayışında içindeki bütün yangınlar sönüyordu kadının. Alıyordu yaralı bir kuş gibi iyileştiriyordu yarasını sonrada uçuyordu elinden başka dallara konma iç güdüsüyle biliyordu kadın ne yaparsa yapsın emeğinin karşılığını alamıyacağını . Adam umursamaz iflah olmaz bir arsız bencilin tekiydi.Kullanıyordu kadının bütün iyi niyetini.Ve her defasında haklı çıkarmasını çok iyi biliyordu kendisini.Herşeye bir bahanesi vardı yoğunluk iş güç aile herşey bahaneydi sorgulamaya gelmeyen kendinden aciz bir zavallı .Acizleştiriyordu kadınıda kendi gibi biliyordu çünkü kadının bir daha kimseyi böyle sevemeyeceğini böyle bir aşkı/acıyı ona kimsenin yaşatamıyacağını


Şimdi Öylece duruyordu kapının önünde geride bırakacaklarına bir kez daha bakma isteğiyle.Döndü baktı biriktirdiği ne varsa .Havada nemli rütübet kokusu vardı. Çekti içine tüm benliğiyle bu kokuyu biliyor du ciğerlerine dolan bu havayı tenefüs etme şansı yoktu bir daha.Göz attı etrafına isteksizce .Darma dağınık bir oda dünkü kavgadan kalan kırılmış cam parçaları , kalabalıklarla gidilen yolculuklarda alınan ince uzun vazolar, göz yaşları koltukların üzerinde ,gülüşleri yemek masasındaydı hala.Sadece bir ses bekledi başını ellerinin arasına almış yüzü allak bullak öylece susan insandan.Gözlerini aradı bakmak istiyordu son kez söyledikeleri değildi aslında onu üzen gözlerinde ki susuş acısını katmerliyen.Öyle şidedetli depremler yaşamışlardı da hiç birinde susmamıştı gözleri böylesine.Beyninde ki her bir damarı hissediyordu her adımda zordu onun için yeni başlangıçlar alışkanlıklarını bırakıpta geride yenilerini edinmek için mucadeleler vermek başara bilirdi belki ama zordu işte hep yeni başlangıçlar.


Biz bu hale nasıl geldik deyep yüksek sesle düşünmeye başladı.Kendisiylemi konuşuyordu yoksa içinden geçenleri duyurma çabasımıydı bilinmez.O konuştukça burnunda ki o rutubet kokusu ciğerlerini delip geçiyor raydan çıkmış hız treni gibi sözcükleri ard arda sıralanıyordu.Her zaman ustalıkla sıraladığı bahanelerini sıralamaya başladı.konuştu konuştu kadın kayıtsız kaldıkça hırslandı. Ama



Son bir ses geldi öylece duran kadından

-Git ve birdaha gelme


Bunca acıdan sonra

Bunca yaşattıklarından sonra

Gelme

Sen değişmezsin

Ama ben değiştim belkide

Beni baston sandın sen sadece kullandın

Ne geçti eline bak şimdi

Git sende başkalarının hayatına baston olarak yaşa

Ancak böylesi yakışır sana

Belki ozaman anlarsın ne yaşattığını bana....



Bu sözler sonu oldu bu hikayenin.Artık kadın baston olmaktan kurtulmuş adam ise yüreği her gün ağırlaşan ve kaybettikten sonra değerini anlayacağı bastonundan vazgeçmek zorunda kalmıştı ve o an anladı aslında kadın onun için vazgeçilmez değildi ama onsuzda belini doğrultmasının imkansız olduğunu...

18 Haziran 2009 Perşembe

GÜNÜN BİRİNDE..


Günün birin de

Gördüğün bir fotoğraf karesinde
Aklına düşersem eğer.
Yum gözlerini yanındayım işte


Yerli yersiz Zamanlarda
Beni görmek istersen eğer.
Aynaya bak karşındayım işte


Kimse seni duymadığında
Benimle konuşmak istersen eğer.
Bir türkü tuttur dilindeyim işte


Bahara uyanırken tüm evren
Sen mevsimleri unutup
Kokumu duymak ister eğer
Havayı doldur ciğerlerine içindeyim işte.


Yalnızlığı hissederken kalabalıklarda
Doyasıya sarılmak istersen eğer
Rüzgâr tenini ürpertsin ruhundayım işte


Kendini sokağa atmışken iki aşıkla karşılaşınca
Yaşananları hatırlamak istersen eğer
Gülümse yanağında ki gamzedeyim işte

Günün birin de beni özlersen eğer

Umut et rüyalarındayım işte.

Hayat bu ya bellimi olur

Yaşamak istersen yine

Bende öldüğünü unut

Yüreğimdesin işte.


16 Haziran 2009 Salı

SEÇİMLERİMİZDİR BİZİ İNSAN YAPAN






Neyi seçtiğiniz aslında neleri kazandığınız ve nelerden vazgeçtiğimiz ile ters orantılıdır. Yaptığımız seçimlerde eğer kazançlarımız çoksa vazgeçtiklerimizin de bir önemi yoktur artık. Tam tersi ise işte o zaman anlarız vazgeçtiklerimizin değerini üstüne hep düşünmüşümdür seçimlerimi yaparken nelerimden vazgeçiyorum diye.

Eğer yaptığım seçimler vazgeçtiklerimden daha büyük kazançlar sağlıyorsa bana işte o zaman haklı olarak sevinirim doğru kararlar vermiş olduğuma. İnsan olmanın gerekliliğini yerine getirmek için mücadeleler verirsiniz hep doğruyu bulmak kendi adınıza yanlış yollara sapmamak için. Yaşamımızı yaptığımız seçimlerin toplamıdır bana göre. Böcek gibi yaşamayı seçenlerin sürünmekten şikâyet etme hakları da yoktur. Böyle yaşamak tercih meselesidir belki şana şöhrete dünyanın her türlü nimetini kazanırlar ama acınacak hallerinden ötürü başkalarına öfkelenmek kızmaktan da vazgeçmezler.

Hayat yaptığınız seçimlere ve tercihlere hiç karışmaz o sadece tanıktır. Tanıklık eder sizin yaptığınız tercihlere. Siz belirlersiniz yaşamınızı nasıl süreceğinize. Anlamlı kılarız hayatımızı seçimlerimizle vazgeçtiklerimiz ise sadece aklımızın ucunda kocaman bir soru işareti olarak kalır. Acaba diğer yolu deneseydim ne olurdu diye bir sürü soru sorarız kendimize yaptığınız seçim sizi yanlışlara yönlendirmişse hep öfkeleniriniz seçmediğiniz şeylere.

Hayat önümüze doldurulması gereken bir sürü boşluklu soru koyar ve biz âdemoğulları kendi tiğniyetimiz ve kendi çapımız kadar doldururuz bu boşlukları. Kirli olanlarımız kirliklerini kanıtlarcasına paraya, pula, şana, şöhrete tamah ederler. Bazılarımız ise tam aksi istikamette yapar yolculuğunu işte bu bazılarının yaptığı seçimlerdir dünyayı ayrıcalıklı kılan yaşanıla bilir yapan. Hiç bir şeye tamah etmeyen kendi doğrularıyla ( seçimleriyle ) yaşayan insanlar girdikleri her ortamda farklılıklarıyla ışık saçarlar etraflarına diğerleri ise bu kadar ışığa alışkın değillerdir.

Kader denir ya aslında hep yanlış biliriz kaderi. Seçimlerimiz hayatımızın çoğunluğudur ve kader sadece yolun kendisidir hangi virajdan geçeceğinize nerde durup nerde yola devam edeceğinize karışmaz. Kimseyi suçlamayın yaşadığınız hayatta ve bir düşünün işaretlediğiniz ufacık bir yanlış/doğru şık başlı başına değiştirir dünyanızı ve vazgeçtikleriniz hep keşkelriniz değilse işte o zaman doğru yoldasınızdır.

Ve yaptığınız seçimlere dikkat edin hayatı tekrar ve yeniden yaşama şansınız ve imkanınız yoktur .Sil baştan yaşanır bir ömür değil bizimkisi geride kalanı değiştirme şansımız olmadığı gibi yaşanılanı tekrar yaşama olanağımızda yoktur . Ok yaydan fırladımı önüne geçme şansımız yoktur .Bir kumardır bu hayatla oynadığımız kazanmayı göze aldığınız kadar kaybetmeyide göze almak gerekir

Dolayısı ile seçimlerimiz bizi insan yapar. Diğer mahlûklardan ayırır ottan, çiçekten, böceklerden, kurtlardan köpeklerden sadece aklımız yetmez bizi bunlardan ayırmaya o aklı kullandığımız yer zaman mekândır bizleri ayrıcalıklı kılan..


29.05.2007




12 Haziran 2009 Cuma

KATİL


Sevgisiz sevişmelerde yem oldun
Kendi heveslerinde harcandığının farkına varmadan
Her aşk kendi katilini doğurur
Ölüler şehrinde yaşar oldun
Nefes almak yetmez yaşamaya
Senin varlığının sebebi yok
Zamana tutsak bir ömürsün
Saçların yalnızlığa uçuşmakta
Hep bir virgül vardı , sen nokta koydun
Bitmiş cümlelerden farkın yok
Bir fotoğraf karesinden bakıyorum sana
Sanki sonradan eklenmişsin hayata
Gelenlerin o kadar çok ki
Gidenlerden haberin yok
Adımların hep bir sonraya
Öncesine aldırdığın yok
Kalbin atmaktan öteye gitmiyor
Tüm sevdiklerini yitirdin
Kendi hayatının katilisin haberin yok

11 Haziran 2009 Perşembe

OLSAM


Özgürlüğün heykeli olsam
Özgür olmayı hatırlatsam
Gece anlatılan bir masal olsam
Dinleyen gibi anlatanı da umutlandırsam
Masal da sevdiğine kavuşan masal kahramanı

Rakının yanında ki balık
Dost sohbetlerinin keyfinde
Her bir solukta içe çekilen
Sigaranın dumanı olsam
Dolsam ciğerlerine içinde bir yerlere saklansam
Yaralara sarılan merhem
Dertlerin(nin ) dermanı olsam

Bir kelebeğe biçilmiş ömür olsam
Uzatsam yarım kalan tüm zamanları da
Durmuş bir saatin yelkovanı olsam
Uyandırsam akrebi, gezsem dakikaları
Son sözü söylenmiş bir hayatın son şansı olsam
Yakalasam kolundan kaçan baharı

Kısacası

Bensiz zamanlarda bahsettiğin
Dönüp dolaşıp geldiğin kürkçü dükkanın hep ben olsam
.
.
.

Bilirsin
Çok şey olurum istersem
Hiç yokmuşum gibi davranmasan

8 Haziran 2009 Pazartesi

ALIŞMALI


Her şey bir gün doğar ve ölür.Bir üretim tarihi vardır acının ve son kullanma tarihi geldiğinde eskilerle birlikte tavan arasına kaldırılır.Öbürlerinin yanında kullanılıp da tekrar acıtacağı zamana kadar bekler kimi zaman çok tozlu olanları çıkartırız.Hafifçe tozunu alır sonrada kullanılmak üzere ısıtır başlarız geçmişin her bir sayfasında yolculuğa.Bir süre sonra analarız ki yenileri kadar acıtmıyor .Bayatlıyor acılarda ,mutluluklarda….


Beterinde beteri vardır deyip. O gün öyle can yakan anılarımız şimdinin rüzgârında unutuluyor. Unutuyor mu insan yoksa hatırlamak istemediğinden midir o zaman yük olan sancılar artık acıtmaz oluyor bunun dengesi hangi duyguda gizli unutmak, usanmak, yorulmak, bıkmak bilmiyoruz. Daha ağır yükler sırtlayınca eskileri hafif kalıyor aslında ben o zaman acı çekmemişim denip yeniye hazırlıyor insan kendini..


En çok yalnızlığa ve bırakıp gitmeler alışmalı. Her an hazır olmalı terk edilmeye. Gidenlerin arkasından tutulacak yas ve acıya.Her fırsatta kafamıza vurula vurula söylenen YALNIZ GELDİN YALNIZ GİDECEKSİN DUYGUSUNA .İçinde taşıdığın koca denizin bir gün kuruyup çöle dönüşeceğine .

İnsan ne yaparsa yapsın yalnızlığı göze almalı doğruyu söylerken de yalanı pervasızca kullanırken de. Severken acı çekerken hep bir yalnızlık var ruhumuzda. Kimseye anlatılamayan kimsenin anlayamadığı. Başka insanların acılarını da görüp kendini avutma duygusu yer edinmiş hayatın merkezinde. Buna kimisi şükür der kimisi var olanla yetinme…

Bırakıp gidecek kadar yürekli ve cesaretli olmalı. Her an bir bavul taşımalı yanında duygularından hazırladığı. Ve bu bavulda sadece yalnızlığını götürdüğünün bilincinde çıkmalı yola. İnsanı bırakıp gitmeyecek olan tek duygusu yalnızlıktır. Bütün duyguları geride bırakıp onu almalı yanına. Yalnızlıkla mücadele etmek boşuna her insan mutlaka yalnızdır şu hayatta. Benim bavulum hep hazırda kimseye ihtiyacım yok şu hayatta kendimden başka. Ben varsam mutluluklarım var ben varsam acılarım var.


Şimdi gidiyorsun ya yalnızlığını da al yanına. Sen istesen de o bırakmaz seni. O öyle bir duygudur ki kimi zaman kalabalıklaştırır yüzdüğün denizleri.

5 Haziran 2009 Cuma

YALANIN YÜKÜMÜ DAHA AĞIRDIR DOĞRU SÖZÜN MÜ ?


Özdemir Asaf derki ‘’ Bana öyle bir yalan söyle ki doğruluğu ömür boyu sürsün’’ .İnsan ne zaman yalan söyler.Günü kurtarmak amacıyla olabiliri mi .? Ya da hırstan ihtirastan kötülükten en çok ne zaman yalan söyleme ihtiyacı duyar. Bunların hepsinden söylenir tabiî ki. Ama insan en çok kaybetmekten korktuğunda yalan söyler. Kaybedeceğiniz ne ise yalanda o kadar büyük oluyor galiba.

Çocukken pembe yalanlarla kandırılmayı severdik. Beyaz sakallı bir dedin yılbaşlarında bize hediye getirdiğini söylediklerinde sabaha kadar oturup beklemediniz mi hiç. Yüzyıl uyuyan prensesin sevgilisine kavuşunca birden uyandığına inanmadık mı? Ta ki saatler 12. vurup prensesten külkedisine dönüşen kızın hikâyesini dinleyene kadar bu masalların ya da yalanların hepsiyle avuttuk kendimizi. Hiç kimse pembe yalanlardan vazgeçmez. Büyüdükçe şaşırmaz ve şaşırtmaz olduk sanırım. İnsanlar kendilerine yalan söylenmesinden mutlu bile olabiliyorlar. Gerçeklerin can yakan o bıçak sırtı keskinliğine dayanma gücü olmayanlar kendilerine yalan söylensin isterler. İşin kötü tarafı söylenen yalanların doğru olmadığına bile bile inanır başkalarını da inandırmaya çalışırlar.


İkili ilişkilerde özellikle başvurulan bir yöntemdir yalan. İnsan karşısında ki insanı kaybetmemek için her türlü yalanı gözünü kırpmadan hatta kendisini bile inandıracak derecede söyleye biliyor. Belki karışımızda ki insanda gerçeği ya da doğruyu duymaya hazır olmadığından yalancının mumu yatsıya kadar yanar mantığından hareketle söylediğimiz sözlerin gerçek olmadığı ortaya çıkana kadar o yalanla yaşar gideriz. Üzememek için üzülmemek için söyledik deriz. Böyle durumlarda doğru sözün yükü çok daha ağırdır.

Öleceğini bildiğiniz annenize doğruyu söylemek mi daha iyidir yoksa yalana başvurup kalan ömrünü umutla geçirmesini sağlamak mı?

Ya da işyerinizde küçük bir kaçamak yapmak istemişsinizdir. Sıkılmış ve bunalmışsınızdır olabilir elbette bu durumda ben eğlenmeye gidiyorum diye mi izin alırsınız yoksa hasta olduğunuzu mu söylersiniz (Annenizin de hasta olma olasılığı var tabiî ki )…

Sevgilinizi kaybetmek pahasına doğruyu söyleyen kaç yürek vardır. Hele de kendinizden bile çok seviyorsanız. Şimdi kendimi Sevgilime yalan söyleyecek durumda bırakmam ben diyenler olacaktır. Hangi insan dört dörtlüktür derim bende.


Birde yalanı meslek haline getirmiş insanlar vardır onlar ayrı bir durumdur. Dünya yansa umurlarında değildir bu tipler sadece yalanla yaşalar ve kendilerine inanılmasını beklerler. Karşısında ki insan çok iyi bilir ki yalan söylüyordur. Yinede sesini çıkartmaz Hani Can babanın şiirinde dediği gibi Bir gün bir yalan söyleyeceksen eğer bırak karşında ki sana güvendiği kadar inansın. Güvenilmeyecek bir insanda olsanız çevrenizdekiler eğer yinede her şeyinizle sizi seviyorsa seslerini çıkartmazlar.

Büyüdükçe kirlenen yozlaşan hayatta her gün her saniye yaşanan koca bir yalandan ibaret bir hal aldı
. Ömrümüzün bile yalandan olduğunu anladığımızda gerçekle yüz yüze kalırız ne yaptım ben bunca yaşıma kadar kocaman bir hiç cevabını alıyorsak. Gerçeğin yükü yalanınkinden daha ağır olur. Ve bu yükün bedeli bir ömürdür...

Bu yukarda bahsedilenlerin hepsi küçük yalanlardır ya da kendimizi avutma yollarıdır. Kime söylendiğine neye göre söylendiğiyle değişen yalanlar. Birde daha büyükleri vardır ki onlar iftiraya girer işte o zaman da yalanın yükü gerçeğinkinden daha ağır ve çekilmez olur. Dünyada olan çoğu kötülüğün sebebi haline gelir yalan. Nitekim öylede zaten dürüstlükten en çok bahsedenler en çok yalan söyleyenlerdir.
Dikkat edin etrafınıza bir insan en çok neden bahsediyorsa kendisinde eksik olan şey işte tamda odur…


Kimseyi yalan söylemek zorunda bırakmamak gerekir. Kim kendisine yalan söylenmesini ister ki demeyin. Bazen insanları öyle zor durum da bırakıyoruz ki ister istemez yalana başvuruyorlar şimdi soruyorum size bu tip durumlarda haklı olan yalanı söyleyen mi yoksa kendince doğruları yapan insan mı? Ya da böyle zamanlarda hangisinin yükü daha ağırdır doğru sözün mü yalanın mı ?

4 Haziran 2009 Perşembe

KONUŞAN KELİMELER İŞİTEN YÜREKLER








La Paragas'ın harika hizmeti; ‘Hayırlı Bir İş’ ile başlayan sesli blog yazıları fikri, görme engellilerin de blog dünyasının bir parçası olmasını amaçlıyor…‘


'Tüm engelleri aşan bir tam olmalıydık’ ortak fikrinde birleşen bloggerlar; Buraneros, Uzağa Giden Kadın, Bugünü Yaşama Arzusu, Kırmızı Günlük ve Evrenin Dünyası; fikre logo desteğini esirgemeyen Pinonun Yeri, teknik destek konusunda araştırmacı Erkan Bal ve fikri duyar duymaz sahiplenip, sitelerinde duyuran Kara Kalem, Ateş Böceği, Persona Non Grata, tutsak, delfina, Hayat İzlerim ve Gereksiz Yazar'la giderek çoğalıyor olmanın heyecanı ile bugün sizlere de soruyoruz:

Sizce de harika değil mi?

Ben fikri sevdim diyorsanız…

Fikir sahibinin izni var kulaktan kulağa yayılması konusunda...

Kendi sesinizden ya da sevdiklerinizin sesinden yazılarınızı bloglarınıza ekledikten sonra ‘konuşan kelimeler’ etiketi ile etiketlemeniz, yarınlarda oluşabilecek bir ortak blog platformunda buluşmamızı kolaylaştıracaktır diye düşlüyoruz….



Peki benim blogumda sesli kayıt olduğu nereden bilinecek diyorsanız, logoyu kullanmaya ne dersiniz?

Kararsız kaldım ne olur ki bunun sonu diyenlere, beyaz yavru tavşanın niyet kâğıdını okumaları tavsiye edilir...



Konuşan Kelimeler İşiten Yürekler




Kulaktan kulağa oyununun gönüllü bir oyuncusuyum ben.Benim yüreğimden gelen senin yüreğinden duyulduğu günGönülün gördüğünde buluşupBir fincan kahvenin 40 yıl hatırında paylaşıyor olacağız hayatı…



Konuşan kelimelerin işiten yüreklerini çoğaltmak içinBiraz daha beklemek mi yoksa bugün hemen seslenmek mi?

3 Haziran 2009 Çarşamba

İNSAN (I) LARI ANLAMAK NE MÜMKÜN


Çok kalabalık yaşanılan anlarda yalnızlıklar var önünden geçen. Olmayan bir zamanda kaçar gibi düşlerinle birlikte kendini de unutuyorsun. Okyanusları hayal ederken kendince küçük dereleri görmezden gelerek yaşıyorsun. Onca kalabalığın içinde senin gözlerin buluyor yaşayamadığın günlerin, ödediğin bedellerin, kederli yokluğun cevaplarını başka insanların gözlerinde. Gerçekten neydi beklediğin hayattan. Anlaşılamadığından şikâyet eden insanlar sürüsünün bir parçasıyken. Hiç anlatamadığın aklına gelmiyor mu? Durup dururken aniden çevirip yönünü anayollara patikalarda ne çok manzarayı kaçırdığını görmüyormusun gerçekten. Ana yollarda giderken özlemle patikaların düşlerini kurmak da neyin nesi. Anlamıyorum seni.


Sevmeyi bilmiyorsun. Hırpalamayı sevmek sanıyorsun. O kadar konuşulan kelimenin içinden tek bir sözcüğü cımbızla çekip bütün konuşulanları o cümlede öldürüyorsun. Sen alsında iyiliği kötülükle boğuyorsun. Her şey bir gün başlar ve biter. Ne acı yaşandığı gün gibi taze kalır ne mutluluk sonsuza dek sürer. Başlangıçlar bitişin habercisidir bitmelerin yeni başlangıçların habercisi olduğu gibi. Başladığın her ne ise elinden geleni yapana kadar bırakma. Bitirdiğin ne ise yeniye başlamak için eskiyle kıyaslama . Teoride söylediklerini uygularken neden görmezden gelirsin .Konuşmakla yaşamak arasında ki farkın üstünden atlayıp neden ahkam kesersin..Koca bir hayatın yolcularıyız hepimiz bilmezmisin .Göz diye kondurulmuş iki tane fener aydınlatıyor dünyamızı görmezmisin .Bakmıyorsun sen bellikli gerçekten korkuyorsun .Ya da kendine bakmaktan başkalarını görmüyorsun.Başkalarını gördüğünde kendini unutuyorsun..Her seferinde umudu yüklüyorsun sırtına yorulmaman gerekn yerde yoruluyorsun .Yorulduğun yerde inatlaşıyorsun hayatın kendisiyle .Sahi insan yaşamaktan ne zaman yorulur.Elindekinin değerini kaybedince niye anlar ki insan .Yanındayken neden bilmez kıymetini edilen sohbetlerin .Sonra niye anlatmak için onca cümle biriktirir yüreğinin bir köşesinde.Bir günü bir yıla sığdırır gibi yaşadın. Telaşla hızlı olsun istediğin yaşadığın her şey yetişemeyince zaman dursun ilerlemesin istedin.


Her şey olmak için çalışıyorsun büyük bir panikle. Kaçırdıklarını görmüyorsun bu esnada. Mesela en son ne zaman güneşin batışını izledin kaygısız telaşsız. Ya da ne zaman sabah güneşin ısrarlı doğuşuna şahitlik ettin.. Kim mutlu ki yaşadığı hayattan. Arka bahçelerde kendinize bile itiraf edemediğimiz ne çok kederimiz var. Tek senmisin yaşayan bir bak etrafına acının çalmadığı kapımı var. Hep olmayanın peşinden koşmak niye. Her şey olmak isterken hiç olmak niye. Anlamıyorum ben seni sen anlatamıyor değilsin ben anlamıyorum bu hiçliği. Biz koca bir ormanda ayrı ağaçların dallarıyız benim köklerim su ve güneşle besleniyor senin köklerinse sadece toprakta daha çok yer kaplamak için başka ağaçların suyunu ve güneşini keserek yani başka ağaçların kuruyup yokolmasından besleniyor . Ben bir gölge olabilmek için mücadele ediyorum sense sadece dik ve büyük olmak için. Seninle benim aramızda kocaman bir uçurum var senin anlatamadığın benim anlayamadığım. Dikkat et yaşadığın hayatın hakkını vermek yürek ister hakkettiğin gün uçurumun kenarında bulursun kendini. Hayat isterse uçurumun kenarında tutar seni.Ne düşebilirsin gönlünce nede kala bilirsin yeterince .

1 Haziran 2009 Pazartesi

KÖTÜ HABER TEZ DUYULUR...


Cumaretsi öğleden sonra temizlik yapıyordum .Telefon öyle bir çaldı ki sanki bir el kalbimi sıkıştırdı .Telefonu tedirgin bir hareketle açtım .Öldü o öldü diyen bir ses kim ne diye soramadan başkası aldı telefonu canım arkadaşım o öldü ciğerim öldü diye feryad ediyordu.Gelen çok kötü bir haberdi ve çabuk duyuldu .

Yazık daha 32 yaşındaydı .Bir gün önce evlenme hayali kuruyorlardı .Tam 4 yıldır bir birlerini seviyorlardı .Kız arkadaşlarımdan bir tanesinin nişanlısıydı ölen .Kelimeler anlatmaya yetmiyor . Mekanı cennet olsun...

Şimdi biz nasıl toparlıcaz .Duyduğu derin vicdan azabından nasıl kurtaracaz öyle bir cenderede kaldıki onu ordan nasıl çekip çıkartacaz bilmiyorum kimse bilmiyor.Gözleri hep aynı noktada ne yemek yiyor ne konuşuyor .Bütün tepkilerini yitirdi sanki onu hayata tekrar nasıl bağlıcaz bilmiyoruz .



Sevdiklerinizi bırakmayın derim ben ne olursa olsun gidin sarılın sıkı sıkı tekrar tekrar söyleyin ne kadar sevdiğiniz .Kalp kıracak kadar uzun bir yaşama sahip değiliz .Küsecek kavga edecek kadar uzun değil belliki ömrümüz.Birilerine kızmadan önce, kırmadan önce , terk etmeden önce yani işin özü keşke demeden önce iyi düşünemk gerekir her adımı ona göre atmak gerekir giden geri gelmiyor ya kalanın hali nece olur işte o daha kötü olanı .Kalını yaşatmak daha güç .Allah kimseye böyle acılar yaşatmasın dilerim kimsenin ciğeri yanmasın..