28 Mayıs 2009 Perşembe

DEPRESYONA GÜLÜMSEMEK....


Hayata karşı isteksizlik ve umutsuzluk belki de mutsuzluğumun sebebini bulması için başkasından yardım istemek için tutum doktorun yolunu. Belki benim kaybettiklerimi o bulur amacıyla. Bir arkadaşım tavsiye etti git dedi ne var bunda. Oysa benim bulamadığım kaybettiğim umudumu o nasıl bulacaktı bunun cevabını da kendime sorular sorarak bulmaya çalıştım ama daha bir derinleşti sanırım keyifsizliğim. Kapısında oturdum doktorun. Sağıma soluma baktım tıpkı ben gibi bir kaç insan daha gelmiş kapıda bekliyorlar. Herkes birbirine acıyan gözlerle bakıyor. Yanımda oturan 17 li yaşlarında güzel yüzlü bir genç kız. Bakıyorum gözlerine sanki gözleri yok sadece derin bir boşluk kondurup gelmiş gözlerinin olduğu yere. Bakınca çukur gördüm içine girmişte sanki çıkamıyormuş yardım için gelmiş buraya. Birisi ışık tutarda belki yardım eder diye. Yanında oturan kadın büyük ihtimalle annesi kadın düzgün bir Türkçeyle kızıyla konuşuyor belli ki haline hayli bir üzülüyor. Kız ise kestirip atıyor annesini '' Bilmiyorum sürekli ağlamak istiyorum ya da sürekli uyumak nedenini bende bilmiyorum ''.Annesi daha da bir üzülüyor inceden inceye ağlıyor belli görmesin diye gözyaşlarını saklıyor. Üzüldüm nasılda güzel bir çocuk. İçerden doktorun sekreteri sesleniyor Sanem Hanım buyurun doktor hanım sizi bekliyor. Kız ayaklarını sürüye sürüye gidiyor odaya doğru annesi de yelteniyor gitmeye ama sekreterin sert ve kesin bir işaretiyle yığılıp kalıyor koltukta.

Yanıma yaklaşıyor .''Kızım daha çok gençsiniz doktora gelecek kadar ne sıkıntınız var ki .'' Gülümsüyorum teyzecim dert yaşa bakmaz ki bak senin kızın ne kadar güzel ve genç onun ne derdi var diyorum '' Üzülen gözlerle bakıyor yüzüme Sanem evimizin tek çocuğu. Biz elimizden geleni yapıyoruz belki de yaptığımızı sanıyoruz. Son iki yıldır içine kapandı. Yemek bile yemez oldu. Kimseyle konuşmuyor. Babasının haberi yok iki defa intihara teşebbüs etti. İki yıldır ilaçlarla sürekli bir uyku halinde nedeni bilmiyorum kendiside bilmiyor DEPRESYON daymış öyle diyor doktoru. İçim acıyor kendimi düşünüyorum ben duruyorum o anda sanki bütün sandalyeler insanlar etrafımda dönüyor. Kendi yaşanmışlıklarım geliyor gözümün önüne. Her şeye direncim fazlaymış gibi gelse de koca dünyada küçücük kalıyorum o anda. Güçlüyüm aslında ama içimde ki o kuyu girdap gibi içine çekiyor beni. Ben direndikçe o ısrar ediyor sanki.Dışardan bakınca kabuğum serttir benim gülümserim ama tersim çok terstir. Pire için yorganı yakarım. Gürledim mi yağmakla kalmaz tufan çıkartırım. Böyle olmasına rağmen teyzeyi ve kızını yakın buluyorum kendime. Biz Teyzeyle günlük sohbetlere geçiyoruz. Nerde çalıştığımı nerde oturduğumu falan konuşuyoruz. Kızı çıkıyor içerden sohbetin bir yerinde yaşlılara özgün bir tavırla kadın bana '' hayatta her şey insanlar için yoluna girdiğinde görürsün diyor '' Ben gülümsemekle yetiniyorum. İyi günler diyip uzaklaşıyorlar ama kızı Sanem gözlerinde ki çukuru da yanında götürüyor. Biraz daha oturuyorum sonra sıra bana geliyor.

İçeriye giriyorum kocaman bir akvaryum var doktorun odasında. Genç bir kadınmış ben daha yaşlıdır diyordum kendimce 35–36 yaşlarında güzel zarif bir bayan karşılıyor beni. Gülümsüyor buyurun diyor elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemiyorum. Hemen kalkıp gidecekmiş gibi krem rengi koltuğa ilişiyorum. Gözüm akvaryumda doktorun sorduklarından çok akvaryumla ilgileniyorum. Dikkatini çekmiş olacak ki sevdin galiba diyor tüm sıcaklığıyla '' evet'' diyorum çok güzeller.Aklımdan geçenleri okumuş gibi suyun sesi huzur verir insana iyi geliyor bana çok güzeller bence de diyor . Birbirimize bakıp gülümsüyoruz karşılıklı. Sende al evine bir tane iyi gelir belki diyor. Ben kendime bakamıyorum onlara nasıl bakacam ölürlerse çok üzülürüm sonra. Biraz daha sohbet ediyoruz doktor hanımla yaşlı teyzenin sorduğu soruların nerdeyse bire bir aynısını soruyor. Bende cevaplıyorum .'' Sana ilaç yazacağım '' İlaç istemiyorum uyumak istemiyorum diyorum ya da bu yaşadığım her neyse geçip gitmesi için ruhsuzlaşmak istemiyorum. Bunlar uyuman için değil kendini daha iyi hissetmen için mecbursun içmeye. Tamam diyorum o zaman az yazın dozajları ağır olmasın .Kadın kafasını kaldırıyor biraz tatlı sert bir ifadeyle anlıyorum işine burnumu sokmuştum .İç sesim bırak yazsın içmezsin almazsın olur biter diyor .15 gün sonra görüşürüz . Ben hemen ayağa fırlıyorum görüşürüz diyorum gülümsüyor bende teşekkür edip ayrılıyorum odadan.

Sokağa çıktığımda tuhaf bir his kaplıyor içimi .Niye gittiğimi bile bilmiyorum o doktora iç sesim sesleniyor hayatta olan her şeyin bir sebebi vardır .Oraya gidişinin de var .Ayaklarım beni bilmediğim bir sokağa götürüyor .Eve dönerken kucağımda iki balık birde küçük bir fanusla irkiliyorum sanki ne zaman aldığımı bilmiyormuş gibi.Eve getirdim ismimler koydum baş köşeye oturttum bu balıkları .Biri
ZENCEFİL diğeri TARÇIN çok güzeller .Artık evde 3 kişi olduk akşam kitabımı alıp yerleştim koltuğuma .15 gün sonra iyileşecek miyim kaybettiklerim gelecek mi geriye .''Her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır dedi iç ses .Bu da doğdu -büyüdü artık orta yaşını aştı yaşlandığı günler yakın sonu yakın dedi .Gülümsedim yine yeniden GÜLÜMSEDİM daha fazlası gelmiyor ya elimden .Her kapıyı açar diye öğrettiler işte en iyi yaptığım şey GÜLÜMSEMEK onu yaptım gece gece karşılığını bulur mutlaka günün birinde bir yerlerde.....

26 Mayıs 2009 Salı

ENGEL BEDENDE DEĞİL BEYİNDEDİR....


Geçen Cumartesi arkadaşlarımla şöyle güzel bir yemek yiyelim diye sözleştik.Hep birlikte sohbete koyulduk işte ordan burdan konuşuyoruz .Yanımıza mahçup orta yaşlarda ayağı hafif aksak bir kadın yaklaştı elinde bir sürü dergi .Güzel hanımlar bu dergiler engelli vatandaşlar için yapılmış bir dergi almak istermisiniz kusura bakmayın sizi görüntümle rahatsız ediyorum dedi.Görüntünüzle rahatsız etmek derken diye şaşkınlıkla sordum .İnsanlar dedi özellikle iş yeri sahipleri beni bu tür ortamlara kabul etmiyorlar halbu ki ben kimseyi rahatsız etmeden elimde ki dergilerden satmaya çalışıyorum ve ben emekliyim bundan para kazanmıyorum .Ama insanlar 3 YTL vermekten kaçınıyorlar halbu ki kimse bilemez yarın şurda trafik kazası geçirip tekerlekli sandalyeye mahkum olmayacağını yada herhangi bir uzvunu kaybedip hor gördüğü o insanların arasına karışmıyacağını .Düşündürücü değilmi .


Görmezden geliyoruz yokmuş gibi davranarak hiç bir şeyin varlığını yok edemeyiz. Elimizden belki çok bir şey gelmez ama kimsede kendisine yarın ne olacağını bilemez .Türkiyede 8,5 milyon insan Engelli ( NOT :ÖZÜRLÜ DEĞİL ENGELLİ özürlü olamak başka bir şeydir bu insanlar kimseden bedenlerinde ki eksiklik yüzünden özür dilemek zorunda değiller özürlü sıfatını hakketmiyorlar ) bir gün senin benim başıma gelmeyeceği ne malum bilemeyiz .

Benim amcamınoğlu çocukken felç geçirdi ve belden aşağısı tutmuyor .Bir dönem çok içine kapanık yaşadı ama o çoğu bedeni dinç olandan fazlasını yaptı.2 Üniversite bitirdi.Çok iyi saz çalar ve defalarca konser vermişliği vardır .Basketbol oynar düzenli olarak .Çok kitap okur şimdi devlet memuru olarak çalışıyor ve güzeller güzeli bir eşi ve iki çocuğu varı .Şimdi size soruyorum hanginiz daha Engelli insanın elinin ayağının tutması engelli olmadığı anlamına gelmez .Türkiye okuma oranı belli kaçtane insan var 2 Üniversite bitirebilir ve bu üniversiteler benim diyen adamın kazanacağı okullar ve bölümler değil biri İTÜ diğeri ODTÜ (Onun hikayesini daha sonra detaylı anlatırım ) Çoğu sağlam isnanın yapamıyacağı kadar tutundu hayata hep söylerim yine söylüyorum.Soruyorum okumanın yazmanın cesaretin bedenle ilgisi varmıdır .Zekanın bedende ki herhangi bir uzuvla ilgisi varmıdır .ENGELLER HER ZAMAN İNSANIN BEYNİNDEDİR BEDENİNDE DEĞİL.Lütfen daha dikkatli ve duyarlı olun..

Sevgili arkadaşlarım BURANEROS,BEENMAYAl,UZAĞA GİDEN ve EVREN bir proje hazırlamışlar .Bazı yazılarımızı sesli bir şekilde okuyup bloga koymak . Görme engelli insanlarında bloglardan faydalanması için düşünülmüş bir proje kim düşündüyse yüreğine sağlık . .Hadi bakalım herkes ses kayıt cihazlarının başına okuyun bakalım sizlerde kadife seslerinizle yazdıklarınızı .Ben uğraşıyorum ama başarcağım Teknolojiyle arası çok iyi olmayan birisi olarak bir yolunu mutlaka bulacağım .Bulamazsamda en azından elimden geleni yapacağım .Ya siz elinizden geleni yapıyormusunuz....?

22 Mayıs 2009 Cuma

GAMSIZ ARKADAŞLA DİYALOG



Ben onu tanıdığımdan beri bir kez olsun yüzünü astığını görmedim karamsarlığa düştüğünü de ..Akşam yemeğe gittik birlikte .Benim durgunluğumu görünce boşver hepsi geçer ne takıyorsun ki dedi .Benim gözlerim fal taşı gibi açıldı ve sordum . Hiç değişmeyecekmsin sen hep aynımı kalacaksın .Bu kadar gamsız olunmaz sen taşı bile çatlatırsın .

--Nasıl bu kadar umursamıyorsun hayatı. Vurdumduymaz diyorlar sana takmaz kafasını hiçbir şeye.

—Gülümsedi sorduğum soruya şaşırmadı. Sen neden bu kadar önemsiyorsun kendi acıların yetmezmiş gibi başka insanların acısını da yüklüyorsun sırtına, yaşamı çok sorguluyorsun. Bilmiyor musun ki sana iyi gibi görünen her şey aslında ilerleyen zamanlarda şekil değiştiriyor. Önemli gibi görünenler önemini yitiriyor. Kaç kez yaşadın bunları bir düşün. Şimdi ben neden zamanla değişip dönüşen şeyler için bu günümü ziyan edeyim sen söyle insan nasıl bir nefeslik ömrünü değiştiremeyeceği şeyler için heba eder.

--Heba etmiyor bir nefeslik ömrünü insan Dünyaya niye geldiğini merak etmek yaşadıklarını anlamaya çalışmak ne zamandan beri heba etmek oldu.

---Çok sorguluyorsun hayatı dedim bak yine yeniden hep aynı şeyi yapıyorsun. Dünün de aynı bu günün de yarının da aynı o zaman niye yaşıyorsun ki Dünya da.cevabı belli olan sorular soma hayata aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar bekleme .

----Yaşıyorum ya işte. Bir evim var düzenim belli işim var gidip geliyorum. Sanki sen her gün farklı şeyler yapıyormuşsun gibi konuştun .

----Benimde bir düzenim var elbet ama ben düzensizlikle mutluluğu buldum plansız programsız gelişine vuruyorum hayata o zaman daha keyifli. İşe gidiyorum akşama plan yapmıyorum kimseye söz vermiyorum. Birde bakmışsın ki arabayla yola çıkıyorum kendimi hiç ummadığım bir lokantada garsonla sohbet ederken buluyorum. Para biriktirmiyorum mesela. Ev almıyorum kendime. Sen ne yapıyorsun sürekli bir para biriktirme telaşındasın. Yarını çok düşünüyorsun. Düşünme yarın ne olacağını sende bilemezsin bende. Sorma sorgulama.


—İnsan sormadan sorgulamadan anlayamaz ki olan biteni. Dünyaya geliş amacını bulmak için önce anlamak gerekmezimi sence?

—Anlaman için yaşaman gerekir sen sorgulamaktan yaşama fırsatı vermiyorsun kendine.

---Hiçmi acı çekmedin hayatın boyunca bak şu yaşına geldin .Hiç bir şeyin yok .Düşünmeden yaşıyorsun kah orda kah burada olmaz böyle bir hayat .Yarın gözünü nerde açacağın belli değil .Ben yaşayamam böyle ..


---- Ya sen yaptığına yaşamak mı diyorsun. Söylesene bana cesaretin var mı senin ayakların yerden kesilecek kadar en son ne zaman âşık oldun ya da kayıtsız şartsız çantanı kaptığın gibi en son ne zaman bilmediğin bir şehre gidip öylece kendini güne teslim ettin. Mutlu oldun mu hiç kim neder diye düşünmeden deliler gibi kahkaha attın mı? Ya da sabah uyandığında hep yürüdüğünü fark edip bugün koşayım dedin mi hayatla birlikte. Ama olur mu sen bunları yapamazsın hep bir korku var için de değimli yarın ne olacak. Unut yarın diye bir şey yok. Hiç olmayacak ömrünün son günü bugün. At üstüne geçirdiğin korku ceketini. Neden korkuyorsun hem bak geçip gidiyor hayat önünden tut ellerinden bırak kendini. Düşünme, para biriktirmeyi bırak. Harca gitsin hepsini seni en mutlu edecek şekilde. Acı üstüne acı biriktirme. Dün gittin uyudun sabah işe gittin geldin tekrar. Ot gibi olma bak etrafına yaşarken öyle heyecan duy ki kalbin bedeninden çıkacak gibi olsun .Gamsız diyorsun bana evet ben gamsızım çünkü ömrümün son gününü yaşıyorum .


---Acı çekmedin yani hiç.

—Çekmez olur muyum? Hem de çok ama anladım ki acı çekmek boş. Neden biliyor musun her şeyi gördüm hayatta. Terk edildim. Gidenlerim oldu gelenlerim oldu ölümler gördüm en yakınım da. Ama hayatımın son gününü acı çekerek geçirmek aptalca. En son buluşuruz bir yerlerde aptallığı bırak bence sende plan yapma sorma sorgulama.


---Oldu canım oldu. Sen bunları anlat güzel oluyor ( Kahkaha )

—O zaman neden gamsız olduğumu sorma bir daha

—Sormam ( Uzun bir sessizlik )


----Hadi dedim senin ömrünün son gününe


----Sen nerden biliyorsun yarın yaşayacağını


----Uzatma tamam ikimize .
Konu orda kapandı sonra çektiği fotoğraflardan bahsetti .Yeni tanıştığı kız arkadaşını anlattı .Bana sormadı bile cevabını biliyordu.Gece bitterken beni eve o bıraktı.

--- Gülümse Ateşböceği dedi

------AAAA NERDEN BİLİYORSUNNNNN

------Neyi dedi şaşkınlıkla

----Boşver dedim birden zihnim bloga kaydı aklımdan bir sürü şey geçti sonra ( kahkahayla ) ( Unuttum bir anda bana çevremde ki herkes gerçek hayatta da ateşböceği der)

----Görüşürüz dedim

---Belki görüşemeyiz o yüzden bana sıkıca sarıl söylemek istediğin bir şey varsa söyle sonra niye söylemedim diye dert edersin sen söyleki aklıdna kalmasın

----Delisin sen ama yinede seviyorum seni iyiki varsın ..
Giderken arkasından baktım .Söylediklerini düşündüm ve gülümsedim .Ben onun gibi yaşayamam yarınsız olmaz ama ya bugün kafam karıştı sarhoş oldum galiba :):)


20 Mayıs 2009 Çarşamba

SESSİZ TANIKLAR




Uzattım ayağımı ikili koltuğum da düş içinde düş. Yaşam için da yaşam. Hayallerle birlikte bir sigara yaktım. Uzun bir nefes içime çektim. Hemen bırakmadım biraz dolaşsın ciğerlerimde o zehir. Gözlerim yarı açık yarı kapalı. Uykuyla uyanıklık arası kalktım koltuktan Saate baktım 1.30 içimden çok geç olmuş uyumalısın diyen iç sesi susturma telaşıyla mutfağa gittim. Ilık bir süt uykumu daha çabuk getirdi belki ama ben bir kadeh şarap eşlik etsin istedim geceme. Doldurdum kadehimi başladım içmeye yudum yudum. Her yudumda odada ki eşyalara yüklediğim anlamlar geldi gözümün önüne.Bir arkadaşım yazmıştı geçenlerde CEBİMDEKİLER diye .Aklıma geldi gecenin o saatinde .Gülümsedim onun o kocaman yüreğine haberi yoktu ama nerden belli hissetmiştir belki. Elimde kadehim kalktım pencereyi açtım. Bir kaç köpek çöpleri karıştırıyor karınlarını doyurma telaşıyla. Bazı evlerin ışıkları hala yanıyor. Hangi sevinçlere tanıklık ediyordur evin duvarları, ya da hangi acı hüzünlere, ah hayat sen vazgeçilmesi ne zor bir sevgilisin. Bazen öyle bir telaşa kapılırsınız ki yaşamak adına ne sevebilirsiniz yaşadıklarınızı ne terk edebilir körkütük bağlanmışınızdır çünkü.


Döndüm tekrar yerleştim koltuğuma. Önce hangisinden başlamalıyım kişisel tarihimin sessiz tanıklarının. Oturduğum koltuk evet en çok ona sarılıp ağladım belki şen kahkahalar attım üzerinde. Eskidi artık atmalısın diyenlere inat. Gururla taşıyor beni üzerin de. Evime ilk geldiği günü düşündüm. Nasıl da mutlu olmuştum. Hayata sıfır noktasından başladığım gündü. Yerleştikten sonra evin başköşesine kahvelerin en acısını üzerin de içtim.Göz yaşlarım neden diye haykırışlarım hep onunla oldu.Evde en çok ona kıyamıyorum.Bir keresinde üzerine kahve döken bir arkadaşımı fena terslemiştim .Kirlenmesinden değildi korkum üzerinde bıraktığım izler yok olur korkusuydu belki.Şimdi anlıyorum boşuna kızmışım kahvenin izi hala duruyor ve ben o günü hiç unutmuyorum . Mutluluktan üzerinde tepindiğim günlerde o da bana gülümsedi sessizce. Eşlik etti gelen konuklarla sohbetlerime anlatamadığım sırlarıma, duygularıma. Bazen dile gelip de bana bir şeyler söyleyecekmiş gibi geliyor. Konuşsa ne iyi olur aslında .


Ya evin duvarları kimsesizliğimde sarıp sarmalayan duvarlar. İnatla boyatmıyorum. Duvarda ki çatlaklar göz kırpıyor mutlulukla. Sinirle küfürler saydırdığım hayata tuttu içinde tüm olanları ser verip sır vermedi yaşadıklarımdan. Bazı zamanlarda üstüme üstüme geldi yıkmak istedim kökünden dinamitleyip sonra vazgeçtim onlar olmadan çırılçıplak kalırdım. Nasıl da paylaşıyor insan içindekileri ses vermediklerinde mi acaba. Zamanlar geçsin diye ufak çentikler attım üzerlerine. Geçti gitti hepsi tanıktır kendileri.


Çerçeve hiç unuturmuyum hediye edildiğinde ayağım yerden kesilmişti. Gözleri ela genç çocuk getirmişti. Utangaç halleriyle bunu sana aldım. Gözlerim ışıldamıştı kahverengi küçük çerçeveyi görünce. Nasıl bu benimi şimdi? ‘Evet senin. İçine en mutlu olduğun fotoğrafı koyarsın ‘İlk gün yerleştirdiğim haliyle durur o fotoğraf kafaları birbirine yapışmış gözleri gülen iki genç.Çok zaman geçti üzerinden ama her gördüğümde o günü yaşarım .İlk sevgilinin hediye ettiği çerçeve tanıktır tüm mutlu günlerime .


Çok bekledim geliyorum dediklerin de arkasına pısıp. Bekleyişlerim hep onlarla oldu. Heyecanlandılar benimle birlikte içimde rüzgârlar çıktığında onlarda savruldular benimle. Bekledik geleni sesizce. Ya da yolcu ettik her gideni baktık arkalarından hüzünle. Durdular bazen rüzgâr esmediğinde. İlk rüzgârla birlikte etekleri tutuştu savruldular gökyüzüne. Gece sessizliğinde nefes alışlarımı kolaylaştırdılar. Ne gidenin geldiği ne yaşananların değiştiği anlarda Onlar açıldı mı gün de gece de dolar evime. Kim beklemedi ki perdelerin arkasında geleni. Kim yolcu etmedi ki pencere pervazın da gideni.


O kadar çok tanık var ki hayatımda yaşananlara. En çok onlar şahittir olanlara. Eski eşyalara tuhaf anlamlar yüklerim ben atmam hiçbirisini kıyamam. Onlar gidince boşlukta kalırım sanki. Unutmamamı sağlarlar benim yaşadıklarımı. Unutulan her an bir puan kaybettirir bu büyük oyunda. Çünkü en az hatırlayanlar en çok puan kaybedenlerdir. Eskilerdir insanı yenilere hazırlayanlar.


Bunları düşündüm ben tüm gece .Şarbım da bitmiş baktım gün ışıyor .Kapattım önce pencereyi ardından perdeleri.Sokuldum şefkatle beni bekleyen koltuğuma .Sessiz olmasını tembihledim duvarlara .Gülümsedim çerçeve de duran gençlere . Şükranlarımı sundum bıkmadan tanıklık ettikleri için kişisel tarihime.


fotograf..

19 Mayıs 2009 Salı

BAYRAMIN KUTLU OLSUN KOCA ÇINAR



Hangimiz cesarte edebilirdi.Ya da kaçımız yapardı yaptıklarını .Onun gibi bütün hayatını Eğitime adamayı.Cüzzamlı bir hastayla yüz yüze burun buruna konuşmayı dokunmayı yada tam 15 sene kanserle mucadele etmeyi . Ve bunlar yetmezmiş gibi bir sürü insanla mucadele etmeyi kaçımız göze alırdı.Kaçınızın bu kadar büyük bir yüreği var . .Ya da türlü türlü sıfatlarla suçlanıp ailesinin kendisinin kötü bir ırkçılıkla sorgulanmasını kim kabul eder büyük bir sabırla .Zordur Türkiye kadın olmak helede tüm yobazlığa karşı göğsünü gere gere mucadele etmeyi göze alarak.İsmi lazım değil gazetelerden birin de uzun zaman önce şöyle bir manşet görmüştüm .''Dr. Türkan SAYLAN yıllarca kızların saçını açtırmak için mucadele etti ama ilahi adalet onu kanserde saçını örtmek zorunda bıraktı'' .Bu kadarmıyız biz bu sözü söylemek için insanlıktan çıkmış olması gerekir bunların .Sonra düşündüm bu yazılanları .Hayır bunun dinle alaksı olmazdı.İnsanları aşğlamanın inançla ilgisi olamazdı.Başkalarının acılarında mutlu olan bir insan nasıl çıkıp dinden imandan bahsedebilirdi ki .Yazmazmı kutsal kitapta ''OKU '' hem de ilk indirildiğinde .Hiç düşünmez mi bu insanlar bunun bir anlamı olmalıydı .Eğitimin herşeyden önemli olduğunu .Saç kapatmakla açılmakla inancın ilgisi olmadığını bilmiyorlarmıydı.Yazık ki bilmiyorlar.Şu dünyada ki en büyük ibadettir yaptığın işi dürüstçe namusluca yapmak .E peki bunlar belden aşağıya vurmuyorlarmıydı.Bütün ömrünü cüzzamlı hastalara adayan .Tükiye de binlerce öğrenciye burs veren okutan bir kadından ne istene bilirdi ki başka .Koca bir fener gibi gelincik denizlerini aydınlatmasını neden yadırgardı bu insanlar anlamak mümkün değil.İnsanlıktan çıkmış olmak gerekir dedim ya evet bunlar insanlıklarından çıkmışlar .Bunu inanç adına Allah adına yaptıklarını söylüyorlar ya işte en acı olanıda bu .

Bugün çok anlamlı bir gün aslında .Bazı insanlar vardır dünyaya gelme sebepleri ta başından bellidir .Misyonlarıda yapacaklarıda ilk günden bellidir.İşte Türkhan hoca öyle bir insandı .Gençlik için mucadele eden .Eğitim için tüm engellemelere rağmen ,hastalığına rağmen üstünde ki baskılara rağmen .Herşeyi göze alabilecek kadar dik bir insanndı .Eğmeden bükmeden konuşurdu.İzlediğim her ropartajın da .Kızlarım çocuklarım diye sayıklardı .Yaşı epey ileriydi belki ama biliyorum ki şu ülkede deve kuşu gibi kafasını kuma gömmüş bir çok gençten daha genç ve dinç bir insandı .Nur içinde yatsın .Yetişen nesil umarım artık biraz daha açar gözlerini .Böcek gibi kayıtsız ,sıradan yaşamaktan vazgeçer de ülkesinde olan bitene az kulak verir.Hocam hepimiz biliyoruz kanserle tam 15 sene mucadele ettiniz önce bunun için önünüz de saygıyla eğiliyorum .Eğitime verdiğiniz destekler için şükranlarımı sunuyorum .Cüzzamlı hastalara için yaptıklarınız ise bu konuşanların hiç birisinin yüreği yetmeyeceğinden koca yüreğinizde ki cesaretiniz için teşekkür ediyorum .Giderken bıraktığın emanettimizdir artık .Atatürk ilke ve inkilapları yol gösterecektir bize .Merak etmeyin ben ve benim gibi düşünen bir çok genç yetişti .Biz olduğumuz sürece bu ülkede yobazlar her zaman gıptayla bakacaklar Atatürk'ün gençlerine .Hatta bununla yetinmeyip başarılarıyla övünecekler . 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramın kutlu olsun Allaha emanet ol koca çınar....

16 Mayıs 2009 Cumartesi

ANLAYAMAZSIN




Sen hiç
Hiç inadına yeşerttiğin umutlarını
Kökünden söküp yerine acı ektimi
Bir daha görmeyeceğini bile bile
Pencerede günlerce bir düşün gelmesini bekledin mi?
Ölümün soğuk yüzüyle tanıştınmı 12.yaş günün de

Sen hiç
Gökkuşağını giyinmişken
Koca bir tufanla siyahlara büründü mü?
Anlamlandıramadığın olayların
Anlam kazanması için kendi sesizilğine gömülüp
Kendine yabancılaştın mı?
Unuttun mu kendi ismini bir hastane odasın da

Sen hiç
Koca dünyada o kadar kalabalıkta tek başına
Kimsesizliği duydun mu iliklerinde
Sağır kaldın mı insanların söylediklerine
Sesiz çığlıklar attın mı gözlerinle
Her gün de, gece de kavga ettinmi ölümüne
Yabancılar tarafından kendi evinde misafir sayıldınmı


Sen hiç
Kahkahalara boğulurken tüm evren
Ağladın mı içinden heba olan zamanlarına
Çaldılar mı geleceğini
Tam genç olduğunu sandığın an da
Kapının önünde koca bir bavulla kaldın mı gecenin saat 2 sin de kendinle başbaşa

Sen hiç
Tam mutluluktan ayakların yerden kesilmişken bir den
Kafa üstü yere çakılıp ölümle burun buruna geldin mi söyle
Olmadığından değil
Olduramadığından değil
Yaşamaktan bıktığından değil
Belirsizlikler bedenini kuşattığında
Çaresizliğin den
Gece olsun diye dua ettin mi Tanrıya
Mesela ;Sevdiğin adamın kuzeninle evliliğine şahitlik ettin mi düğün günlerin de

Sen hiç
Gördüğün hiçbir rüyanın hayır olmadığını düşünüp
Rüya görmemek için sabahlara kadar duvarlarla konuştun mu?
Dinlediğin her müzik daha da derinleştirdi mi acılarını
Kuytulara çekilip kendi kendine kanattın mı yaralarını
İnsanlar gülerken senin bu hallerine
Sen kendini ayna karşısında kendi haline ağlarken buldun mu?
Mesela ;Can dostunu 25 yaşında emanet ettin mi kara toprağa


Kendi acınla ilgili örnekler verme
Benim artık öğütlere karnım çok tok
Teselli sözcükleri beklemiyorum ki ben senden
Anlatmıyorum ya kendimi
Anlatsamda anlayamazsın sen beni
Geçtiğini bende gördüm her acının
Bak çok örnekle dolu benim hayatım
Konuşmaktan hoşlanmadığıma aldırış etme
Sanma ki karamsarım
Aksine çok mutluyum kendi ayaklarım üzerin de
Güçsüz de değilim bakma sesiz göründüğüme
Çoğu insandan daha güçlüyüm belki de
Acı insanı olgunlaştırırmış her geçen gün de
Şimdi aç kulaklarını iyi dinle
Çok iyi biliyorum okuyorsun yazdıklarımı gizlice
Yaşadıklarımın hepsi hikaye sana göre
Bana göre de öyle çok uzun bir yol var daha önüm de
Şarkıda dediği gibi ''Tam ortasındayım Yolun ''
Şükrediyorum ben aldığım her nefeste
Sende etmelisin bence
Unutma bu dünyada olan herşey insanlara için
Yarın sana ne olacağını kim bile bilir
Bu yüzden ;
Sakın bana küçümseyen sözlerinle akıl verme
Ben bunları aştım da geldim bu günlerime
Gölge etme yeter
Başka ihsan istemem senden.....

15 Mayıs 2009 Cuma

HAYALLER



Pencereye dayandı. Ne açmak geliyordu içinden ne de açılsın istiyordu başkası tarafından. Sadce izlemek için vardı orda. Dışarıda ki kalabalığı insanların yaşamak için verdiği o mucadeleyi. Gördüğü manzaraya hala hayret edebiliyor olmanın şaşkınlığı üzerinde. Oysa sayamadığı o kadar çok zamanda kendisi de dalıp gitmişti bu insan selinin sürükleyici karmaşasına .’’ Sürüklenmek’’ ne akıntıya karşı direnç göstere bilmişti nede akıntıya kapılıp devam edebilmişti. Tam manasıyla sürüklenmişti. Şimdi yaşadıklarını gözden geçirmek için önünde çok uzun bir zaman vardı.

Pencereye daha bir yaslandı. Aşağıda neler oluyor diye merakla belinden aşağıya kadar sarktı. Sıkılmıştı artık bu kasvetli ortamdan. Eğlenceli bir şeyler olsun istiyordu hayatında. Kaçsa olmaz bulurlardı. Kalsa oda olmuyor sıkılıyordu aklının ucunda koca bir çengel. Uzandı yatağına bir sürü plan geçirdi düşüncesinden.

Önce kurtulacaktı bu yerden sonra. Ver elini Bodrum mis gibi ağaçlar içinde babadan kalma evin bahçesinde geçirecekti geri kalan ömrünü. Hem yalnız olmak mutsuz olmak değildir ki .İnsan asıl yalnızken mutlu olmayı denemeli.Kalabalıklardan uzak sadelik ve doğayla baş başa kala bilmeli.Zaten hayatı boyunca sıkılmıştı kalabalıklardan..O yatakta yatarken Bir sürü hayal geçti aklından.Bindi aklının gemisine kah kahin oldu kuşattı dünyayı .Sıkıldı vazgeçti kuşatmaktan istedi ki birileri kuşatsın onun dünyasını.Kah gemici oldu denizlerin efendisiydi artık .Sonra vazgeçti gemiciler hep uzun yolda .Sonra bassın ayakların yere biraz bilge ol dedi kendine .Bilgin oldu çözdü insanların şifresini de .Sonra anladı herkesin aklından geçeni okuyunca şimdikinden daha zordu hayat bilgelikle.


Hayal kurmaktan vazgeçip tekrar yaslandı burnunun ucunu odasında ki demir parmaklıklarla kaplı penceresine. Demir parmaklıklar bir var olup bir yok oluyorlardı zihninde.Bazen kılıç oluyorlardı elinde.Bazen yok oluyorlardı kendini gökyüzünde çıplak kalmış hissediyordu birden.Yüksek sesle ‘’ Hey siz oradakiler ne geziyorsunuz bahçemde çıkın hepiniz hemen dışarı ‘’ dedi. Kimse aldırış etmedi. O ise duymadıklarını düşünerek daha bir yüksek sesle bağırdı ‘’ sizler defolun evimden ‘’.Oysa dışarıda ki insanlar onu görmezden geliyorlardı. .Kendince bir şeyler geveledi ağzın da ‘’ insanlar ne kadar anlayışsız benim evime bu şekilde nasıl girerler hemen polisi aramalıyım ‘’ Artık çok sinirlenmişti. Bu kadar insanın onun bahçesinde ne işi vardı. Zaten canı burnun da bir yaşantısı vardı. Sonra vazgeçti polisi aramaktan .’’ Bırak gezsinler eğer gece de gitmezlerse polisi çağırırım’’ dedi


Tekrar ve sıklıkla aklından geçirdiği cümleleri yüksek sesle duyurmak istercesine kendine söyledi’’Hayat hep tekrarlanan bir şeylerden ibaret. Yeni bir anlam bulmaya çalışma; Çalıştıkça eskiyecek, eskidikçe eksilecek eksildikçe biteceksin.’’Ve son sözü burada kaldığın sürece Biteceksin biteceksin biteceksin kafatası boşmuş ta konuşulan herşey yankı buluyormuş gibi bu son söz kafasını karıncalandırdı.

Onlar onu bitirmeden o kendisini imha etmeliydi. Pencereyi açtı ‘’ siz gitmezseniz ben geliyorum oraya hey oradakiler duymuyor musunuz’’ Bir den dışardan bir sürü ayak sesi duydu birilerinin kendine yaklaşmak ta olduğunu fark etti. Bir şeyler yapmalıydı. Evet, en iyisi kapının arkasına saklanmaktı. Ayak sesleri daha yaklaştı. Daha da yakından geliyordu artık. O kapının arkasına pısmış nefesini tutmuş bekliyordu.

Kapı açıldı. İçeriye güler yüzlü bir adam girdi. Nerdesiniz lütfen çıkın saklandığınız yerden. Hep böyle yapıyorsunuz hadi ama. Ses gittikçe sertleşiyordu farkına vardı. Evde ki en değerli eşyayı kırmış çocuk edasıyla kapının arkasından kafasını uzattı Muzipçe gülümsedi Sesi belli belirsiz ‘’buradayım ‘

Ama olmuyor böyle siz bugün ilaçlarınızı içmediniz mi yine. Hadi gelin uzanın korkmayın Biz varız yanınızdayız.

Doktor bey hayallerimi çaldılar. Ne olur bağlamayın beni hayallerimi bulmam lazım.Çözün bu ipleri gitmek istiyorum ben…



İşte hayat böyledir delilikle dâhilik arası bir ince çizgi. Bazen deli olduğunuzu sandığınız da aklınız size hakim olur. Kendinizi akıllı sandığınız da deli yanınız aniden çıkı verir karşınıza .

VE MİM EV 2

Daha önce can Nily den bir mim gelmişti .Ben onuEfsa yapasladım ama şimdi bir tane daha yapıyorum bunuda belgin'e paslıyorum.Dün ben de üzüldüm belginle birlikte.Uzaktayız görmedik belki ama üzüntüsünü içmde hissettim.Sözüm vardı ona hazır mimarlığa soyunmuşken ona da bir ev yapayım dedim.Şimdi hangi renkleri seversin diye sorduğumda .Sen bul bakalım demişti .Bana göre onun renkleri mavi ve yeşil içime öyle doğuyor ( Falcı kişiliğim devrede ).Çiçeklerle arası iyi anladığım kadarıyla .Şimdi cadılara özel evimizi yapalım bakalım beğeneceklermi kendileri :):)




Ev dışarıdan böyle görünüyor .Sade ama kocaman bir bahçesi var arkada .Çiçeklerle dolu her yanı .





Bu salonumuz .Tam ona uygun bahçeye açılan bir kapısı var .Yeşil ağırlıklı bir bir salon .



Bu Cadıların en sevdiği köşe .Neden derseniz .Bir rivayete göre bu koltuğun önünde kocaman bir kazan varmış tüm büyülerini bu koltuğa oturup yapıyorlarmış.Ben görmedim ama görenlerin yalancısıym :):)


Burası Mutfağımız. E tahmin ettiğiniz üzre kapısı bahçeye açılıyor.Güzel pişirilmiş pastaların Kokusunu duyan geliyormuş .Bahçe kapısında kuyruklar bile oluşuyormuş zaman zaman.Ev sahibesi bundan arada sırada şikayetçi olsada severmiş yinede yemek yapmayı.






Burası ortanca cadının odası .Onun dağınık olduğunu duymuştum ona böyle kocaman bir oda planladım ki rahat rahat dağıtsın ( Büyük cadı çıldırır ) Ohhh sefamız olsun :):)



Aaaa Aşk olsun küçük cadı seni unuturmuyum .Burası da senin odan fark ettiysen Senin odanda büyük.Tertip düzen bu evde büyük cadıdan sorulur.Dağıtın anacım toplasın büyük cadı .( ortanca cadıya cadıya çekmiş )





Ahh evin asıl sahibesinin odası da burası .Burda beyazlar hakim .Fark ettiyseniz efenim Huzurlu uyusun diye rahat bir yatak seçtik kendisine.





Buda evin banyosu bakmayın efenim ordan öyle içeriyi göremezsiniz .




Bu hamğı almış bulundum bir kere sana özel .Kaçmak istediğinde gelip üzerinde yatarsın.Hayır evde koyacak yer bulamadımda :):)

14 Mayıs 2009 Perşembe

KENDİME NOTLAR



Her yol yeni bir başlangıçtır insana.
Yolcu olmak için önce yeniliğe açık olmak gerekir


Her yoldan geçeni de yoldaş sayma kendine
Kurdun kuzuyu sevdiği nerde görülmüş ki


Ateşi avucun da tutama.
Bekleme gidenlerin dönmesini
Bu kısır bir döngüNe giden gelir geri
Ne de durdura bilirsen gitmek isteyeni

Zamanı yok sayma
Gittiği zaman elinden
Oturup karalar bağlama
Tut bir ucundan hayatın
İşte o vakit anlayacaksın kıymetini
Yaşadığın an ların

Bugün sana umutsuz gelen her şey
Yarın silinir gider ömründen

Rüyadan uyanma zamanın geldiğinde
Uykunun tadına varmış olmak gerek
Çakıl taşı deyip yaşadıklarını yok sayma
Biriktir ceplerin de hepsini
Günü geldiğinde
Yol olurlar önüne dizilirler belki


Her olanın nedenini niyesini sorma
Dünyanın düzenine ayak uydurmak gerek
Bazı zamanlar da .

Sınama başkalarının hayatıyla kendini
Herkes kendi çerçevesinden bakar dünyaya
Senin çerçeven ne kadar genişse anlarsın sen de
Günü geldiğinde olan biteni.

Ufak ta olsa bir iz bırak yaşadığın anlarda
Dönüp baktığında yaşadığın anlaşılsın
Senin de bu Dünya da.

Bakmakla görmek arasında ki sırda gizli şu koca Dünya
Önyargılar yer bitirir insanı
Yaşamadan kim bile bilir ki
Bakmadığın O insanın kalbinde ki yerini.

Olmayacak işler gelir belki başına
Dert etmekten vazgeç
Olanla ölene çare yok Önüne baktın mı görürsün
Kalmamıştır belki dert edinecek kadar ömrün.





13 Mayıs 2009 Çarşamba

VE MİM EV

Canım nily Mimlemişti beni.Düşleyin ve mimlediğiniz kişinin evini döşeyin demişti Bende Efsa yı mimliyorum ( Gerçi kendisi ben bu mime uzaktan bakyım ayyy beni mimlemeyin demişti ama ne yapalım ) ben onun için böyle bir ev hayal ettim inşallah beğenir .Ev gezmeden önce söylemek isterim ki evin içini döşemek hayli zor oldu .Ev de minimalize edilmiş metal materyaller kullandım( Ne demekse ) .Mutfakta laminant parkeler hakim .Yatak odasında siyah ve pembeler var .Evin geneli huzur dolu .Sadelikten yana olduğım için kalabalık etmeden yaptım herşeyi. Modası geçmiş karamsar renkler tercih etmedim.Ay ben abarttım birden kendimi iç mimar falan sandım pardon .İşte buyurun gezelim hep beraber.






Ev Dışardan böyle görünüyor .Ben ne bir apartman dairesi nede başkabir şey düşündüm.Çünkü; Ormanlık bir yerde denizin kıyısında doğal ortamla başbaşa olmak herkese huzur verir.

Geniş kocaman Bir salonu var evin .Geleni gideni çok olduğu sohbetine doyum olmadığı için :):)
Kafamda düşündüğüm kadarıyla yemek yapmaya falan becerisi olan birisi .Kocaman bir mutfak olsun ki rahat rahat pastamızı çöreğimizi yapsın :):)
Yatak odası Yüksek tavanlı Pempeli( Adanalılar pembeye böyle der ) Ve sade düşleri Güzel olsun diye
Bu küçük prensesimizin odası .Ona layık değil ama

Tahminime göre Benzer bir köşesi vardır evinde huzurla oturduğu Mutlulukla gülümsediği.Yoksada ben ona böyle bir köşe hayal ettim .


Banyosu kırmızı ağırlıklı .Akrep olduğu için sever düşüncesindeyim kırmızıyı ( Zaten kırmızı olsun üç kuruş fazla olsun )


11 Mayıs 2009 Pazartesi

BEN YAŞAMAYA YETENEKSİZİM ASLIN DA







Okurmusun bilmem sıkılmadan yazdıklarımı? Okumak başkalarının hislerinde kendini bulmaktır aslın da. İnsanın şu hayatta başına gelen her şeyin kaynağı olarak kendini görmekten vazgeçmesi çok zaman alıyor. Başımdan kimine göre küçük bana göre büyük bir hayat geçti. Anlaya bildik mi olan herşeyi sanmam. Anlata bildik mi yeterince kendimizi. Zorladık belki de yaşanan onca huzursuz gecelerde birbirimizi. Sadce bazı zamanlarda özellikle yalnız kaldığımda ruhumun bedenimden çok daha yaşlı olduğu hissine kapıldığım oldu. Eskide kalan zamanlara tuhaf anlamlar yükleyen birisi içi bu yaşlılık hissi çok da garip değildi aslın da.


Odamdayım yalnızlığı seviyorum ben . Yalnızlık bazen çok büyük bir lüks insanoğluna. Bu karmaşada iç ses bile yalnız bırakmıyor insanı öylece bir başına. Küçük kurtlar salık veriyor beynine. O bir taraftan kemirirken nasıl yalnız kalına bilirki. Odamda ki oval aynaya bakıyorum. Yüzümde ne acıların çizdiği bir iz ne de başkalarının görmeyi istediği büyük yıkıntılar var. Oysa Benim gibi acıyla çok çabuk tanışanların yüzünde özel anlamlar yüklü oluyor. İfadesiz bir yüz karşılıyor beni odada ki aynada. Sen gittikten sonra o günden sonra yani. Hayatımda kapatamadığım koca bir parantez açıldı aslın da. Nokta koymak bir şeyi bitirmekti. Sen bitirirken aklında ki her şeyi ben koca bir parantez açtım doldurulması güç zamanlar çemberi. Her şeyimizi paylaşa biliyorduk belki. Tek çaresizliklerimiz bizi esir aldığında beceremedik paylaşmayı kederlerimizi. Sanki bir birimizi tüketmeye adamış gibiydik tüm sözcüklerimizi. Biriktirmeden düşünmeden çıkıp savuruyorduk birbirimize paslı çivileri. Kanamasına seyirci kalıyorduk yaralarımızın. Oysa sen benim başkentim gibiydin. Yağmalarken kendi hayatımı ilk senden başladım duygularımı kaçırmaya.




Hayatta bana biçilen rolde başara biliyordum birçok şeyi. Ancak yaşamaya yeteneksizdim ben . İnsanın eğer yaşamaya yeteneği yoksa kendisine biçilen hiç bir rolün hakkını veremiyor belki de. Ben kendi acılarımı bencilce sahiplendim hep. Paylaşmak gelmedi içimden. Başkalarının da aynı acıyı hissedip acı çekmesi dayanılmaz geliyordu. Bundandır hep sana susuşlarım anlatamayışlarım. Anlamayacağından değil acıtmasını istemediğimdendir benim gibi seni de acılarımın.


Yaşama sevinciyle hüznün ne kadar dost olduğunu öğrendim. Kapı komşusuymuş kahkahanın ağlamak. Birinden çıkıp diğerine geçmek an meselesiymiş. Gülerken ağlaya biliyormuş insan. Severken acıta biliyormuş . Savruktum hep seninleyken. Dilimin ucunda ki sözcükler çıkardı tutmadan değiştirmeden öylece. Şimdi elimde kocaman bir törpü insanı hayat nasıl törpülüyorsa işte bende öyle törpülüyorum dilimin ucunda ki kelimeleri. Ben içime o kadar çok bakıyordum ki farkına varmıyordum önüme örülen duvarların. Ta ki çarpıp kanaya kadar. Dedim ya ben yaşamaya yeteneksizim aslın da .


Anlıyorum ki şimdi; İnsana şu hayatta kendisinden başka kimse zarar veremez. Ancak insan kendi kendini yaralar. Kanatır içinde ki çocuğun diz kapaklarını umursamazca. Öğretiyor ya hayat her şeyi. Öğreniyorum bende herkes gibi...




AYDA BİR KEZ MUTLAKA GİDİLMESİ GEREKEN YERLER

İnsanoğlu bu ya unutuyor zamanla insanlığını. Kendi varlığına sebep olan her ne varsa bir karşı duruş gösteriyor. Çirkinleşiyor, Kayıtsızlaşıyor, uyumluluğunu kaybediyor. Zaman durmuyor elimizden anlık sevinçlerin yerini umutsuz hüzünlere terk ediyor işte böyle zamanlarda gidilip görülmesi gereken mekânlar vardır.

1-MEZARLIKLAR: Gariptir mezarlık deyince insanlar hep bir adım geri de dururlar. Kendi başlarına gelmeyecekmiş gibi yaşadıkları için. Yaptıkları ya da yapacakları her şeyi sonunun orası olduğunu bilmeden hayata karışırlar. Mezarlıklar insanlığın son noktasıdır. Oraya gidince insanın içini değişik bir duygu kaplar ve ardından boş bir mekânda yaşadığını anlayarak ayrılırlar. Mistik bir yerdir mezarlıklar huzurludur. Mistik bir içsel yolculuk yaptırır insana.Bakışınız değişir çevrenizde ki her şeye .Şu hayatta korkulmayacak tek yerdir mezarlıklar.Bazı insanlar korkutucu bulsa da 1-2 metre bezle sarılı asıl dünya işte ordadır.Kırmamak gerekir ,üzmemek gerekir .Zaman kayıp giderken avuçlarımızdan her anın kıymetini bilmek gerekir.Mezarlıklar hatırlatır işte bunları her gidişimde bana .....

2-HASTANELER: Kim sever ki hastaneleri. Hiç kimse sevmez elbette. Yine de gidilmesi gerekir mutlaka. Şükretmek için o çaresizlik anında kaybedeceğimiz daha ne çok şey olduğunu anlamamız için. Önünden geçmek bile bazen kâfi gelir insana. Durur önünde bakar etrafına. Sonrada kendisini ayna’nın karşısın da gülümserken bulur sağlıklıdır; çünkü daha yapacak çok işi vardır. Şaşırmamak gerekir. Sağlıklıyken bedeninin kıymetini bilmeyen herkes mutlaka buraya uğrar ve hep keşkelerle doludur oradan ayrılanlar. Çaresizlik işte o zaman kaplar insanın ruhunu. Şu dünyada çözümsüz olan ne varsa aslında giden her şeyin yerini mutlaka yenileri doldurur diye düşünüp sağlıklı olmanın insana verilecek en büyük hediye olduğunu anlarsınız. Hastaneler işte bunları hatırlatır bana...

3-ÇOCUK ESİRGEME KURUMLARI: Giderseniz anlarsınız çevrenizde ki her bir insanın kıymetini buna nefret ettikleriniz de dâhil. Kimsesiz olmak bu dünyada insanoğlunun başına gele bilecek en talihsiz durumdur. Gittiğiniz de kocaman gözleriyle bir sürü çocuk karşılar sizi. Hepsi hiç bir şey beklemeden toplanırlar etrafınıza. Paranın pulun öneminin olmadığını. Karun kadar zengin olsak da. Sevgisiz aslında dünyada ki en muhtaç insan olduğumuzu. . Sevgisiz hiç bir şey olmadığını anlarsınız.O çocukların beklentisi parayla pulla ölçülemez büyüklüktedir .Sevgiyi isterler sizden sonsuz sevgi vere biliyorsanız ne ala .Ve bu yerler bir kez daha hatırlatır insana. Bu dünyada esas olan karşılıksız sevmektir. Sevdiğiniz ve sevildiğiniz için umutla gülümseriniz hayata. Nefret edecek insanlar dahi olsa çevrenizde onların varlıkları bile iyi gelecektir size. Sevgilerinizin kıymetini anlarısınız yalnız olmadığınıza mutlu olarak ayrılırsınız ve oradaki o çocukların gözlerinde ki ışıkla ayrı bir mutluluk hissedersiniz içinizde.Annesiz büyüyen bir çocuk olarak bilirim yaşadıkları buhranı .Baba sevgisinden yoksun büyüdüğüm için çok iyi bilirim o içlerinde ki karma karışık duyguları. Ciğerlerimde hissederim gözlerinde ki çaresizliği. Yinede şu dünyada ki en önemli şeyin sevgi olduğunu. Bana çocuk esirgeme kurumları hatırlatır ısrarla...

4-HUZUR EVLERİ: Düşünün şimdi çevrenizde çoluğunuz çocuğunuz bir sürü eş dost akraba var. Bakıyorsunuz ki hiç birisin den fayda yok. Toplarsınız küçük bir bavula eşyalarınızı alırsınız yanınıza emekli kartınızı. Koşarak gidersiniz kapısına huzur evlerinin. Asıl dostluklarınız orda başlar işte. Biriktirdiğiniz ne kadar anı varsa hepsini anlatırsınız arkadaş olursunuz. Orda ki insanlarla dost olmanın dost kala bilmenin önemini bir kez daha anlarsınız. Bakarsınız kimseleri yoktur, ama senden benden daha huzurlu ve mutludurlar. İnsan eğer kendisi iyi değilse huzurlu değilse mutlu değilse kimseden fayda olmadığını gözlerinizle görürsünüz. Yaşlandığınızda kimler olacağını merak eder hemen insan biriktirmenin yollarını ararsınız. Yo hayır bakılmak için değil Allah kimseyi düşürmesin. Ama kader denilen gerçek yapıştımdı yakanıza yapacak pek bir şey yoktur. Hep genç kalamayacağınızı ayaklarımızın hep bu kadar dinç olmayacağını anlarsınız garip bir hüzün kaplar içinizi. Koşarak eve gidersiniz. Sevdiğiniz ne kadar büyüğünüz varsa hasretle arasınız sesini duymak için. Bilmek gerekir değerini gençliğin. Gitti mi elden yapacak hiç bir şeyimiz kalmamıştır artık. Bunu anlayarak ayrılırsınız yanlarından gençlik elden gitmeden yapmanız gereken ne kadar mutluluk varsa yapar olursunuz. Bana böyle hissettirir huzur evleri

Gidin mutlaka bu yerlere ayda bir kez de olsa o zaman yaşadığınız hayatın kıymetini bir kez daha anlarsınız.Evet bende dilerim Allah kimsenin yolunu düşürmesin Mezarlıklara ,hastanelere,çocuk esirgeme kurumlarına,huzur evlerine. Bazen çaresiziz diyoruz ya yapacak bir şeyimiz yok öldük bittik kahrolduk diyoruz ya hepimiz ben bu mekanlara gittikten sonra dünya denilen o keşmekeşin anlamsızlığını anlıyorum Kin, nefret,inat peh hepsi boş .Yaşadığınız anların kıymetini bilin kötülük etmek insana fayda sağlamaz çoğu kez iyilik karşılığını mutlaka bulur .Kısacası mutlu olmayı büyük değil küçük ayrıntılarda arasınız.Hayata daha sıkı tutunur umutla etrafa gülümsersiniz hem ne çok sevdiğinizi , sevildiğinizi gözlerinizle görür kalbinizle hissedersiniz..

8 Mayıs 2009 Cuma

KABUS






Koca bir girdaptasın
Ölümü hissediyorsun şah damarında
Her solukta etine saplanan sancı
Meydan okuyor acılarına
An gelecek tüm dünyayı o girdabın içine sığdıracaksın
Gözlerinde tutuşan yangını
Söndürmeye yetmeyecek
Dokunduğun hiç bir ten
Buz tutmuş katran karası geceyi
İliklerinde hissedeceksin
Ölmek isteyeceksin
Yaşmak isterken hem de
Kan ter içinde
Uyanacaksın şeytanın azabıyla
Kollarında yattığın yosmada avutamayacak seni
Sana haram olan zamanlar geçireceksin isteksizce
Hayalle gerçek karışacak gecene
Koşarak aynaya bakacaksın
Şükredeceksin yaşadığına
Bir daha uyumak istemediğinin farkında lığıyla
Uyumak nedir unutacaksın
Tavana dikeceksin göz bebeklerini
Aynı noktaya bakacaksın saatlerce
Sesiz çığlıklar atacaksın
Sesine ses vermeyecek yosman
Böyle zamanlarda isyanı alacaksın kollarına
Yalnızlık bir hançer gibi saplanıp yüreğine
Derin kâbuslarla uyanma sırası sende
Gördüğün kabuslar eşitleyecek terazinin kefelerini


ŞİMDİ


Adamsan uslandır koynun da yatan yalnızlğı




7 Mayıs 2009 Perşembe

ADALETİN BU MU DÜNYA



Zilan 17 yaşında ölü

Mercan 20 yaşında ölü

Sıla 18 yaşın da ölü

.

.

.

.

Okumak istedim tıpkı senin gibi. Senin dudak büktüğün ne varsa ben onlara sahip olmak için verdim mücadele. Doğduğum coğrafya da katıydı kurallar Kadın olmak bir kenara çocuk olmak bile suçtu buralarda. Senden fazla değildi isteklerim seninkilerden az değildi hayattan beklentilerim aslın da. Çocuk olmadan genç kız oldum. Genç kızlığımı yaşayamadan 5 koyun parasına satıldım amcaoğluma. İsyan etmedim yine de çaresizliğime. Yabancı değildi ya amcaoğlum. Kocam oldu girdim koynuna. Ben 17 yaşında o 20'sin de daha. Biz daha çocukken biçmişler bu hayatı. Seçme hakkı tanımadılar ikimize de. Burada kanunlar böyle yürüyormuş sonradan öğrendim bende. Üç annem var benim aynı kaderi paylaştığım. Kardeşlerim var aynı töre(N)yle kurban edildiğim. Farklı değildik bir birimizden. Sadece ismim di beni diğerlerinde farklı kılan. Tarla da ırgattık hepimiz yüklerdik hayatın bütün yükünü sırtımıza. Akşam evde avrat olurduk girerdik kocalarımızın koynuna. Bazen bakardık hep birlikte uzaklara. Merak ederdik bütün kadınlar bizim gibi mi diye. Sonra öğrettiler başımıza vura vura burda doğduysan kaderin bu. Susmak mecburî bir gelenekmiş, meğerse.

Benim bir küçük kardeşim var ismi Zilan o başkaydı bizlerden. Eğmezdi başaklar gibi dik boynunu.Gizili gizli kitap okurdu.Bir ağbimiz var döver ikimizi de ben evlenince kurtulurum sandım amaca oğlumda dövüyor beni.Susuyorum bende diğerleri gibi yazgım bu benim Zilan gibi dik duramıyorum dayak uslandıralı beni.Zilan intaçı her gün yesede dayağı ne yapıp ediyor yinede vazgeçmiyor yaptıklarından.Bizim Zilan erkekler gibi okumak istiyor .Kız çocukları okumazdı .Televizyonda görmüş anlattı bana kadınlar çat pat bildiği bir dilde konuşuyorlarmış.Ama anlaya biliyormuş anlattıklarını.Özeniyor du onlara okumak öğretmen olmak umuduyla .Ben ona akıl verdim bu düşündüklerini aklından silmesini söyledim defalarca. Yakışmaz kadın kısmına asilik. Onun derdi ise Uzaklara gidip kırmak istiyordu boynunda ki zinciri. Ama onun da biçilmişti kaderi. Onu bekleyen dayıoğlunun eviydi.


Bir gece bir çığlıkla uyandı bütün köy.Zilan kaçmış köyden.Aynı günün akşamı sözlemişlerdi dayı oğluyla Zilanı .İstemiyordu Zilan onu sevmiyordu.Anlatamıyorduk sevmek ne ki ben sevmeden evlendim annelerim sevmeden evlendi diğer kadınlarda öyle o sevip ne yapacaktı ki .Görürsün diyordu sen sevmediysen ben sevdiğim biriyle evlenecem.Eşya falan da almadan söz akşamı kaçıp gitmiş .Eh be Zilan Kaderden kaçılırmı hiç.Bütün bir köy toplandı babamların avlusuna.Kadınlar evin içinde ağıtlar yakıyorlar .Erkeklerse dışarda bulma planları.Kanunu belliydi erkelerin ölümdü Zilanı bekleyen özgürlük.Köy meclisinden karar çıktı fermanı abim peşine düşecek ve öldürecekti Zilanı.Kadınlar sessizdi ama gizliden gizliye destekliyorlardı erkeklerini.Öldürülmeliydi kim karşı çıka bilirdi ki töreye.Günler geceleri kovaladı .Saatler zamanları.Aradı abim onu her yerde bulana kadarda dönmedi köye.Buldu da sonunda tek bir kurşunla öldürdü Zilanı .Sadce bir kurşuna sığdırdı ömrünün kalanlarını.Ah Zilan ah ne vardı okuyacam diye tutturmasan .Evlenseydin sende benim gibi .İnadı ölüm getirdi Zilana tek okumaktı derdi öğretmen olacaktı belki.Köye ölüsü geldiğinde kimsesizler mezarlığına gömüldü.O artık namusuz du ve kimse sahip çıkmayacak tı ona .Mezarını ziyaret etmemize bile izin vermiyorlardı .Uzaktan selam veriyorum bende her geçişimde .Duyuyordur biliyorum o beni.


Şimdi ben 22 yaşındayım Zilan öldüğünde 17 sini yeni doldurmuştu. Bizim coğrafyada ölümler böyle genelde töre yüzünden sevmek te suç yaşamak ta. Değişmedi buranın kanunları Zilan öleli 2 yıl oldu. Başka başka sebeplerden tam 5 kız daha öldürüldü köyde. Kimisi sevdi öldü, kimisi kaçtı öldü, kimisi okumak istedi öldü, kimisi evlenmek istemedi öldü. Şimdi soruyorum size. Ne farkımız var bizim sizden. Ne farkım vardı benimde diğerlerinden.Gözümü açtım bu topraklarda yaptığım tek yolculuk tarlayla ev arası .Hayal desen ne gezer bizim hayal kurmak için sebebimiz bile yok .Hamileyim ya 7 aylık istemiyorum kızım olsun .Kadın olmaktan ben nefret ediyorum.Ben nefret ederken çocuğum yaşasın istemiyorum bu kaderi. Kula, Kulluk etmesin diye.Kimse bana adalet demesin ,kimse bana hayatım zor demesin .Benim yaşadıklarıma ister töre diyin ,ister yazgı ,ister kader eğer bu olanlar yaşamaksa yaşıyorum bende öyle.Ama Susamıyorum artık bana sunduğun hayata İsyan ediyorum işte ADALETİN BU MU DÜNYA

Zilan 17 yaşında ölü

Mercan 20 yaşında ölü

Sıla 18 yaşın da ölü
.
.
.
.
.

***Masumdeğiliz hiç birimiz .


Sezen aksu-GÜLDÜNYA

4 Mayıs 2009 Pazartesi

DOST






Körse gözlerimiz görmüyorsak.Belkide gördüklerimizi farklı yorumluyor , kandırıyorsak kendimizi. Karanlıksa yürüdüğümüz yol da önümüzü göremez , yaşadıklarımızı anlatamaz hissettiğimiz karmaşadan çıkamaz olmuşsak. Keskin virajlardan geçerken frenleri boşalmış bir araba gibi sağa sola çarparken ve çevremizde ki herkes bulunduğumuz bu durumda hasar tespiti yapmak için sıradayken o gözlerimiz oluyorsa.


Konuşamıyorsak..Diğer insanlar için gün ışırken sizin için gün de gece de hep siyahsa.Kendi sesimize bile yabancıyken ,unutmuşken konuşma dilini.İfadesiz ve anlamsız bakışlarla etrafı süzüp.İnsanlar deli olmamızdan şüphe eder ve eleştri denilen o zehirli okları sırtımıza saplarken .Dönüp onları çıkartmaya mecal bulamaz ,yokuşlarımız çıkışlarımız'dan çokken.O ısrarla sizin için yapılan ne varsa karşı duruyor diliniz oluyorsa.


Duymuyorsak.Kötülüğün sardığı dünyada kötüler içinde olan biten ne varsa kayıtızlaşmışken .O duymak istedklerinizi değil gerçekleri anlatıp .Acıtacağını bilsede canınızı ısrarla doğruları söyleyip belki de kaybetmeyi göze alacak kadar çok söz biriktirip ceplerinde.Yerini ve zamanını beklemeden koşarak gelip yanınıza önce kanatıp etinizi sonra da iyileştirmek için sürekli bir mucadeleye giriyorsa.Sizin yokluğunuzda konuşulan ne varsa yani atılıp tutuluyorsa arkanızdan .O yapılanlar karşısın da haklılığınızı savunuyor ve olmadığınız yerde kulaklarınız oluyorsa.


Yanlızsak.Herkes ama herkes sizi terk etmişken.Dünyda yapa yanlız kalabalıklar içinde tek. Umutsuzluğun insanın boynuna geçen bir kendir gibi her an daralan çemberinde.Siz dizleriniz karnınızda anne karnına gitmek istercesine içinize kapanmışken.Bazı anlar da ağlamanın akıntısında sürükleniyor ve o sizden daha önde yüzüyorsa.Yani siz ağlarken onun da gözünden yaş geliyorsa.Kimsesizken herşeyimiz olma gücüne sahip görüyorsa kendini.Gecenin beşinde de sabahın köründe de aradığınız da saatlerce sizi dinleyip hep aynı şeyleri anlatsanız da bıkmak nedir bilmeden çözülen dilinizin esiri oluyorsa.Size kızdığında da güldüğünde de bir bildiği olduğunu düşünüp onunla kendinize kızabiliyor ve gülebiliyorsanız birlikte .Yanındayken sadece ikiniz varken her türlü çılgınlığı yapıp çocukluğunuza geri döne biliyorsanız eğer.Kahkalarınız tüm dünyayı saracak kadar çoksa birlikteyken.Sadece onunla yanlızlığınız kalabalıklaşıyorsa.


Bu dünyada ki başınıza gelebilecek en iyi şeye sahipsiniz demektir.Çok iyi bir DOST'a






2 Mayıs 2009 Cumartesi

KİBİR



Dün evimin bahçesinde oturmuş .Havanın güneşli , günün aydın olmasından. Faydalanmak niyetiyle elime aldığım kitabın sayfaları arasında yolculuğa çıkmanın verdiği huzurla an'ın tadını çıkartıyordum . Böyle zamanlarda bir demlik çayla birlikte yada güzel bir Türk kahvesi eşliğinde bazen kitapta ki kahramanların yerlerini alıp ben olsaydım ne yapardım diye düşler için de tuhaf bir gezinti yaparım. Kendimi dünyadan soyutlar kitabın kokusuyla birlikte her bir harfi içime sindire sindire zaman geçiririm.Boş zamanlarımda kitap okumam ben .Hayatımda ki boşlukları kitaplarla doldururum.


Tam hayallerin peşin de koşmanın keyfini sürerken. Telefonun sesiyle irkildim.Hani böyle beklenmeyen zamanlarda aniden karışınıza çıkan bir insana vereceğiniz tepki gibi bende telefonda yazan ismi görünce,ne diyeceğimi bilemeden açtım telefonu.Çok uzun zamandır görüşmediğim bir insanın sesi telefonun diğer ucunda.Ben söylediklerini anlamaya çabalarken bir yanda da bu şimdi beni niye aradı? sorularıyla meşgul oluyordum. Ondan beklenmiyecek kadar sıcak geliyordu sesi.Şaşırtıcı olan buydu çünkü ; hani bir laf vardır.'' Burnu düşse yerden almaz '' bu tabiri sonuna kadar hakkeden bir kişi telefonun diğer ucunda ki .Çoğu insan gururla kibiri bir birine karıştırır sanırım oda aynısını yapıyordu. Gururlu olmakla kibirli olmanın ayrımına varamayacak kadar kibirliydi.Di'li geçmiş zaman kullanıyorum çünkü;uzun zamandır görüşmüyordum kendisiyle.

Önce neler yaptığımı sordu.Cevaplarım net ve keskindi.Anlamasını umut ediyordum .Uzun sürmesin ve bir an önce bitsin istediğim konuşmayı elinden geldiğince uzattı. Bir seferinde kendi kibirinden beni yok saydığını ve karşısında ki insanları giyinişi,konuşması ve buna benzer insana özgü davranışları yüzünden küçük gördüğünü anımsadım ama bekledim konuşmanın sonunu acaba nasıl bağlayacak ne diyip kapatacak hem merak hem de kafamda ona verilebilecek bir sürü cevap topladım.

Konuşmanın sonuna doğru anladım artık .Benden bir şeyler issteyecekti ve bu beni inanılmaz rahatsız etmişti.Ben karşımda ki her kim olursa olsun hayır demeyi pek beceremeyen bir insanım.Eğer karşımda ki insnın yardıma ihtiyacı varsa elimden geldiği kadar yardım etmeyi boynumun borcu bilirim .Şimdi yıllar önce kendi kibiri yüzünden çevresinde ki herkesi küçük gören. Kimseye aldırmayan ve sırf karşısında ki insanı küçük düşürmek adına türlü entrikalara girişen bu şahıs benden yardım istiyordu.Zor günlerden geçtiğini ve işe çok ihtiyacı olduğunu.Yardım edebileceğimi düşündüğünden ilk aklına gelenin ben olduğumu .Benim iyibir insan olduğumu söyleyip duruyordu.Eski kibirin den eser yoktu.Hayatın insana ne getireceği belli olmaz dedim kendi kendime.

Ona cevabım konuşmanın başında ki gibi kesin ve netti.Ben ona orda eğer istediği cevabı verseydim.Üstünden kısa bir süre geçtikten sonra yine aynı insana dönüşecekti.Bundan emindim .Herkes hayatta hatalar yapar ve karşılığında bedeller öder .O da yaptıklarının bedelini ödemeliydi.Herşey zamanla unutuluyor affediliyor ama sırf kendi egosu yüzünden karşısında ki insanları küçümseyen ,karşısında ki insanı sadece giyinişiyle yargılayan bu insana verebileceğim en iyi cevap elimden ne gelirse yaparım oldu.Önce çok şaşırdı beklediği bu değildi .Hayır deyip kestirip atmamdı istediği.Ben gayet sakin ve kendimden emin evet elimden ne gelirse yaparım.Şaşırma çünkü; benim sana vere bileceğim en iyi cevap bu dedim.Sadece sustu ve teşekkür etmekle yetindi.Telefonda ki sesi ağırlaştı.Beklemiyordum bu cevabı dedi.Bende bana yakışan bu eğer beklediğin cevabı verseydim aramızda fark kalmazdı dedim Kapattım telefonu.Kibirli insan kör ve sağırdır kendinden başka kimseyi görmez yoksayar herkesi. Diğer insanlardan da aynını bekler .Eğer ona hayır deseydim.İstediği cevabı almış olacaktı.Hayır ona bu mutluluğu yaşatmadım.

Kaç insan vardır bakın etrafınıza zaman zaman kendi egosuna yenilmeyen .Ben iyilik timsali birisi değilim ben de ara da sıra da karşımda ki insanları farkında olarak yada olmayarak incite biliyorum.Ama şunuda iyi biliyorum ki size kötülük yapmış öyle yada böyle bir insana verile bilecek en iyi cevap onun yaptığı her ne ise yok saymaktır.Eğer ben hayır deseydim.OnunLA benim aramda fark kalmayacaktı ve benim kibirim onun kinden daha fazla olacaktı.İnsanlar içinde farkı yaratan kişinin kendisidir.Sizcede öyle değilmi