28 Nisan 2009 Salı

PERVANE



Sorun ne sen de ne ben de
Ben bile bile
Ateşe giden pervane
Hayat kocaman bir hayalmiş meğerse
Uyanı verirmişsin
Yaşadığını sandığın her güne
Herkes zamanın tutsağı
Zaman dediğin nedir ki
Bir göz kapatış mesafesin de
Dokunsan zamana ellerinle
Bırakırmı sanıyorsun seni
Olduğun yer de öylece
Karışır kalp atışının ritmi
Yelkola akrebin kovalamacasın da
Baksan etrafına yarışı kazanan yok belki de
Bir avuç toprak ta bulur ademoğlu
canını da cananını da
Yanlış mekanlar da
Yanlış zamanlar da
Yanlış İnsanlarla
Gittiğimizi sandığımız yol
Bir arpa boyu aslın da
Aradığımızı bulduk sandık
Yanılgıymış hepsi
Çok yerde aradık özgürlüğü
Bir de baktık ki
Yaptığımız yolculuklar özgürleştirdi bizi
Pervaneyken yandım
Anka oldum küllerimden yeniden doğdum
Tırnaklarımı geçirip toprağa
Yeniden tutundum hayata
Şimdi ;
Sen Ateş olsan yine
Ben pervaneyim senin bir tek sözüne
Bile bile yanarım her seferin de

24 Nisan 2009 Cuma

GÖZ







İkisi de susuyordu. Hiç konuşmadan trene bindiklerinden beri sadece lokomotifin sesi vardı oturdukları kompartımanda onun dışında sanki dünyayla olan bağlantıları tamamen kesilmiş gibiydi. Kadın susuyor adamsa gözlerinim dikmiş kadını gözlüyordu. Biraz zorunlu bir yolculuktu yaşadıkları Kadın elinde sıkıca bir kitap tutuyordu. Bir çift gözün onu izlediğini hisseden bir ürperti kaplamıştı bedenini içinden konuşuyordu aslında adamla sadece ses vermiyordu. Kitabın ilk sayfasını açtı tam okumaya koyulacakken bir ses geldi karşısında duran adamdan.Önce baktı kadın adama Yaşlanmıştı adamın elleri uzun süredir görüşmemenin verdiği garip bir durumdu onların yaşadığı. Birbirlerine yabancılaşmışlardı artık tanımıyordu karşısında duran adamı. En son kapıyı çarpıp gittiği gün gibi kadının aklında kalmıştı adam . Adamınsa sarf ettiği geri dönülmeyecek sözcükler birikmişti aklının bir köşesinde. Elleri iyice yaşlanmıştı adamın ağır bir işçininkiler gibi yorgun bir beden ve geçen her yıl için bir sürü çizgisi olmuştu yüzünde.


Adam duraksadı derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı. Şimdi dedi ben seninle hiç konuşmuyorum ya susuyoruz sorgulamıyoruz ya bir birimizi aslında bilir misin benim gözlerim konuşuyor seninkilerle bakıyor anlatıyor yaşanan ne varsa. Konuşulanların hepsi kulaklarına gidiyor değil mi oysa gözler öyle değiller susar dilsizdir, ama dilden daha çok şey anlatır ve hepsi kalbe gider anlattıklarının susarken konuşan tek organdır göz bir bakış çok şey anlatır karşındaki insana içinde bulunduğun durumu dışarıya yansıtır. Bakarsın bazen sevinçle gözlerinin içi parlar ya da hırslanırsın kısılır gözlerin ama her ne yaparsan yap gözlerin ele verir seni. Kadın sadece başını salladı yine konuşmadan kaçırıyordu gözlerini karşısında duran yaşlı adamdan kızgındı ona konuşursa kırmaktan korkar bir hali vardı. İçinde ki kin gözlerine yansımıştı buna engel olamıyordu ne yapsın elinde değildi bu.


Adam devam etti konuşmaya ben dedi seni çok özledim yokluğunda her ne yaptıysan yanındaydım aslında uzaktan izledim seni korktum gelemedim yanına belki sen farkında olmadın, ama korudum ben seni. Kümçürser bir bakış attı kadın içinden de ''korumuşmuş ya sen beni hiç sevmedin hiç sahiplenmedin nasıl korudun '' diye geçirdi. İnanmıyorsun değil mi söylediklerime inan ben senin hep yanındaydım. Gittiğin günden beri neler yaptığını aklıma kazıdım. Kendimce yöntemler geliştirdim seni korumak adına yanında olmak için tüm cesaretimi topladığım gün geldim. sen beni görmezden gelip sırtını döndün ve gittin bense öylece kaldım bir başıma sen benim evimin yaramazıydın arsızıydın yine arsızlık ettin yine yaramazlık yaptın affettim seni ama sen asla affetmedin beni bak gördün mü yine karşımdasın ve yine kızgınsın bana bu yaşananların hiç birisi benim suçum değil seninde değil ama olması gereken buymuş oldu. Söyle şimdi ne yapayım ben senin için söyle affetmen için ne yapayım ben sana.


Kadın önce pencereden dışarıya baktı lokomotifin sesi kadının sesine karıştı ve başladı anlatmaya. Ben o kapıyı çarpıp çıktığımda bitti seninle olan ilişkim sen benim için yabancısın artık uzağız birbirimize. Dışarıdaki dağları göstererek işte bu dağlar kadar taş kesildim ben senin sözlerine. Varlığına sarf ettiğin sözlerin geri dönüşü yok. Şimdi burada oluşumunda seninle alâkası yok. Benim görevim bu sadece gelmek zorunda olduğum için geliyorum seninle eğer; hasta olmasaydın ve bana ihtiyacın olmasaydı dönmezdim bir daha bu kente sakın bunu aramızda ki kan bağına bağlama bu senin iyiliğinden değil benim iyiliğimden. Unutma beni analığın laflarına inanıp kapının önüne koyarken kimsem yoktu şimdide yok senle ben iki ayrı dünyayız birleştirmez artık bizi hiç bir neden.


Bilirmisin her genç kız babasına âşık olur ben babamı tanımadım âşık olayım daha 20 yaşındaydım kapının önüne konduğumda sen analığın çocuklarına sahip çıkarken onlar için elinden geleni yaparken ben yanlızdım ve kendi ayaklarımın üzerinde durmak için verdiğim mücadelede haklı zaferlerle çıktım. Bir arkadaşım derdi ki hep şu dünyada bir kadını üzmeyecek tek adam vardır oda babası bunu her söylediğinde ben boynumu bükerdim ve bana bakarak istisnalar kaideyi bozmaz derdi. Üzülürdüm sadece sesim çıkmazdı.İşte o anlarda konuşurdu benim gözlerim ağlardı. Belki gözümden yaş gelmezdi ama ağladığımı herkes anlardı. Herkesin dağ gibi babası vardı arkasında benimse kendimden başka kimsem yoktu. Şimdi sen bana , ben sussam da gözlerimin konuştuğunu söylüyorsun ya bu gözlerimden çıkan ışık senin değil benim sayemde var. İsterdim ki yardımın olsaydı düştüğümde yaralarımı sarsaydın, ama yoktun hiç de olmadın.Analığın çocuklarına baktın büyüttün okuttup meslek sahibi ettin hepsini ben kendim yaptım ne yaptıysam hiç umut etmedim seninle ilgili hayalde kurmadım.



Şimdi bana gözlerimin konuştuğunu söylüyorsun hayır benim gözlerim o gün kapının önüne koyduğun gün sustu . Hiç bir şey konuşmuyorlar seninle. Sustular bundan sonrada konuşmayacaklar. Bekleme konuşmalarını o yüzden konuşma benimle ne gözlerinle nede sözlerinle çek üzerime yerleştirdiğin gözlerini istemiyorum sahiplenmede beni hiç bir şey beklemiyorum ben senden sağlığın yerine geldiğinde gideceğim tekrar buna hazırla kendini ve bir an önce iyileş. Senden tek beklentim bu benim. Adam başını önüne eğdi ve sustu kadın pencereden dışarıya baktı ve sustu artık ikisi de konuşmuyorlardı. Gizli bir anlaşma yapmışlardı sanki aralarında ve bozulsun istemiyordu ikisi de bundan dolayı sustular sustuk sustum....


23 Nisan 2009 Perşembe

BU GÜN 23 NİSAN NEŞE DOLUYOR İNSAN


Çocukken hep beklerdim 23. Nisanı büyük bir heyecanla böyle içimi büyük bir sevinç kaplar durduğum yerde duramazdım çünkü bilirdim her 23.Nisan da mutlaka bir görevim olurdu bando da,koro da yani o yıl hangi faliyet varsa mutlaka ve mutlaka bir görevim olurdu heyecandan uyuyamazdım bir gün önce titizlikle hazırlardım kıyafetlerimi her zamankinden daha özenli bir çocuk olurdum.23. Nisanın benim hayatımda çok büyük bir yeri vardır bu yüzden benim için mutuluktur umuttur heyecandır sevinçtir.Bu yaşıma geldim hala 23. Nisanlarda cıvıl cıvıl olurum içimde ki o umut o sevinç hiç tükenmeyecek gibi şarkılar söyler şen kahkahalar atarım .Şimdi düşünüyorum ve şükrediyorum beni Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlı yetiştiren önce ilkokul öğretmenime sonra aileme ve en büyük minnetim böyle bir bayramı hediye eden büyük önderimize.Ber her yıl olduğu gibi bu yılda büyük bir sevinçle kutluyorum.Yiğenlerimin ikiside hazırlandılar büyük heyecanla onlarda tıpkı benim gibi heyecanlılar .Şiir okuyacaklar ikiside hazırlıklar tamam gurur duydum onlarla.Ve biliyorum ki geçtiğimiz böyle bir dönemde daha büyük bir coşkuyla kutlamalıyız ve daha çok bağlandığımızı anlatmalıyız.Anlamıyorlarsa anlatırız hiç bıkmadan usanmadan biz Atatürk çocuklarıyız biz aydınlık geleceğin garantileri olan gençleriz biz bize verilenlerin kıymetini bilen bireyleriz bu yüzden her yıl olduğu gibi bu yılda gönülden yürekten bağlıyız senin eserlerine sahip çıkıyoruz merak etmeyesin bizler var olduğumuz sürece asla zarar veremeyecekler bu hep böyle kalacak .Hala izindeyiz ilke ve inkilaplarına daha çok bağlıyız her zamankinden daha coşkuluyuz. Tüm çocukların 23.Nisan Ulusal Egemenlik Ve çocuk Bayramını yürekten kutlarım..

22 Nisan 2009 Çarşamba

SARKAÇ



Kurduğun hayaller gibi yanlız
Kurduğun dünya gibi karışık
Tıpkı bir sarkaç gibi
Sen duruyordun aslında
Bağlıydı elin ayağın
Aklındı ağır gelen
Yüreğindi salınıp duran
Neresine koyacağını bilemedin hayatının
Ortalarda bir yer az geliyordu bana
Çok yakındaysa yanıyorduk
Uzak dayanılmaz geliyordu sana
Şimdi sen söyle bana hayatımın nersendesin sen
Yoldan geçen bir yabancı kadara ayrıyız bir birimizden
Oysa yıllardır tanışan iki insan gibiyiz yan yanayken
Bırak artık salınmayı dur bir yerinde hayatımın
Ya gel yakınıma
Yada git en uzağıma
Hayaller kurdurma bana
Olmayacak duaya amin dedirtme
Çabbalama boşuna
Önce sök ayağında ki prangaları
Bağlı kalma hiç bir yere
Sonra ;
Sonrası kolay
Kalbinin merkezinmdeyim işte orda
Çıkarıp al senindir hepsi

18 Nisan 2009 Cumartesi

BİRAZ HUZUR


Sadece biraz huzura ihtiyacım var bu son günlerde.Zihnimi dinlendirmek geri dönüşüm kutusuna ne attıysam hepsini boşltmak ve boş bir halde kendimi rüzgarın o insanın tenini ürperten sakinliğine bırakmak istiyorum .Gözümü kapatıp kendimle başbaşa kalmaya ihtiyacım var balıklar gibi kendi denizlerimde dinginliği arayasım var.Beni hiç tanımayan insanların arasında kaybolasam bulamasa kimse beni aramasınlar da öyle kendi kaybolmuşluklarımı kendim de bulsam.Mesela atlasam ilk önüme gelen arabaya ve hiç sormasam nereye gittiğini.Gitsem çok uzaklara hiç görmediğim ama hep hayal ettiğim uzaklara ne geri dönme ne de kalma fikri olmasa . Sonra insem hiç görmediğim bir şehirde kendi kuytularımı bulsam şehrin ücra köşelerinde .Kalabalıklara karışsam kimseye ilişmeden usul usul içlerinde dolaşsam .Yüzler tanısam onların beni tanımadığı bir sürü yüz konuşsam onlarla sadece havadan sudan.Ben olmayan ama bana benzeyen yüzlerde bulsam duygularımı .İçime çeksem o tazeliği ilk görüşün ilk öpüşün ilk sevişin ilk yaşanan ne varsa insanda bıraktığı o heycanı yaşasam.Hiç telaş olmasa bir yere yetişmek yada bir şeyleri bitirmek için zamansız olsa herşey zamanı olmayan mekanlarda zamanım bereketli olsa .Çıkkarsa hayat beni bu her geçen gün daralan çemberden gözümü açıp kapatmak kadar kısa süre de bulsam kendimi bir başka hikayede. Öyle bir hikaye olsun ki içinde olduğum ne kötü cadılar olsa nede prensler kendi yolculuğumu yeniden yazsam doğanın bütün renkleriyle boyasam içini.Denizin mavisini koysam en çok, yaprak yeşili yaşasam duygularımı ,güneşin sarısın da olsa huzurum.Sessiz olsa benim hikayem çıt çıkarmasa kimse doğada ki sesler yeterde artar bile fazlasını istemem .Bir kuşun sesin de arasam sevgiliyi ,suların şırıltısında bulsam kaybolan zamanlarımı. Çok yordun beni hayat nefes nefese bıraktın ciğerlerime dolan havanın tadı bile başka havanın tadı olmurmu demeyin var ben biliyorum.Acı benim soluduğum havanın tadı kederli ciğerlerimde yaşattığım oksijenin yanması.Bunun için BİRAZ HUZUR..



17 Nisan 2009 Cuma

KAHROLURDU...

Eğer yaşıyor olsaydı eminim aşağıda ki şiir gibi düşünürdü görseydi ülkesi için yapılanları kahrolurdu bu tepkisiliğe bu yobazlığa bu boyun eğmişliğe biz nasıl bu hale geldik niye böyle olduk ben bu insanlar için mi mucadele ettim diye verdiği onca mucadelenin heba oluşunu bir kez daha ölürdü. Şimdi bu yobazlıkla onu anlayamazsın sen.Sen kulluk etmeyi seviyorsun kul olamayı seçiyorsun balyoz gibi başına vurulsun istiyorsun. Özgürlükmüş,Laiklikmiş bunlar hepsi sana fasa fiso geliyor değilmi .Bunları özgürlüğün elinden gidince konuşalım istersen yada ikinci sınıf insan muamelesi gördüğünde yada dur dur sevdiğin kıza baktın diye yaşamından olurken ne dersin o zaman belki hak verirsin. Ya sen seviyorsun değilmi bazen sadece sevmek de yetmez benim cahil arkadaşım sevmek başka bir şeydir anlamaksa bambaşka seviyor ola bilrisin ama anlamadan sevmek körü körüne olmaz. Önce anlayacaksın bakacaksın yaptıklarına sonra zaten sevdiğinin farkına kendin varacaksın.O bu dünya üzerine gelmiş en büyük düşünürlerden biridir öyle bir zekaya sahiptir ki yıllar önce yazdığı her şey bu gün hala geçerliliğini korumaktadır böyle bir zekanın önünde saygıyla eğilmek yerine tam tersini yapmak ahmaklıktan başka bir şey değildir.Ahmaklık etmeyesin ey güzel kardeşim o ördüğün çoraplar elbet dolanır seninde eline ayağına sonra dönüp hukuk , laiklik dersin iş işten çoktan geçmiş olur o zaman sarılırsın Ataürk ilke ve inkilaplarına sonra anlarsın hatanın en büyüğünün sende olduğunu. Olursun bir gün oturduğun o koltuktan tepe takla düşersin aşağıya , girdiğin zaman o karanlık kuyulara anlarsın sende ozaman yaptığın o hatanın büyüklüğünüşimdi bu söylediklerimin hepsi sana komik geliyor değilmi merak etmeyesin KESER DÖNER SAP DÖNER GÜN OLUR HESAP DÖNER kulağına küpe olsun ey benim ahmak kardeşim ....
Yıkın HeykellerimiEy milletim;
Ben, Mustafa Kemal'im
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim
Hala en hakiki mürşit değilse ilim
Kurusun damağım dilim Özür dilerim...
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

ÖzgürlÜk hala
En yüce değer Değilse eğer...
Prangali kalsın diyorsanız köleler
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi...
Yoksa çağdaş medeniyetin bir anlamı
Ortaçağ'a taşımak istiyorsanız zamanı
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Yetmediyse acısı, şiddeti, savaşın
Anlamı kalmadıysa Yurtta sulh cihanda barışın
Eğer varsa ödülü silahlanmayla yarışın
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Özlediyseniz fesi peçeyi
Aydınlığa yeğliyorsanız karanlık geceyi
Hala medet umuyorsanız
Şıhtan şeyhten dervişten
Şifa buluyorsanız
Muskadan, üfürükçüden
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Eşit olmasın diyorsanız kadınla erkek...
Kara çarşafa girsin diyorsanız
Yobazın gazabından ürkerek...
Diyorsanız ki okumasın Kadınımız kızımız;
Budur bizim alın yazımız
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Fazla geldiyse size hürriyet, cumhuriyet
Özlemini çekiyorsanız
Saltanatın sultanın
Hala önemini anlamadıysanız
Millet olmanın
Kul olun, ümmet kalın
Fetvasını bekleyin şeyhülislam'ın
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

"Rahat Bırakın Beni!!!"
ŞİİR:S.APAYDIN



16 Nisan 2009 Perşembe

SORU



Bir sürü ses kulağımda çınlıyor anlamsız bakışlarla etrafımı süzüyorum niye diyorum niye ama cevabını bilmiyorum ya işte bu tek sorumlusu bütün soruların. Hiç bir şeyin niyesini nedenini bilmediğim bir gün kulağımda ki şarkı daha da derinleştiriryor içimde ki boşluğu haksızlık bu yapılan her şey kime göre diyorum kendi kendime bakıyorum ki sadace bana göre yanlış diğerlerine göre normal .O zaman sorular daha da çoğalıyor aklımın ucunda onlara göre normalse anormal olan benmiyim yaşanan karşısında susmak normalse niye ben hep konuşuyorum bir sürü soru çengel gibi takıldı kaldı kalbime anlamsız cümleler kurma günündeyim sanki anlamsız bakışlarla etrafıma göz atma günümdeyim bugün anlıyorum yaşanan her şeyin bir karşılığı vardır elbet Dünya denen bu düzende anlamsızlıklar cevapsız sorular peşimi bırakmıyor .Size de oluyorum mu böyle şeyler yoksa tek benmiyim bu Dünyada piç gibi ortada .....


15 Nisan 2009 Çarşamba

DÖRT İŞLEM


Ben dönsem etrafımda
Sen benim etrafımda
İç İçe geçen daireler gibi
Bağımız olsak
Ama çıkmasak birbirimizden
Sonra çarpışsak günün birinde bir yerlerde
Bölünsek birbirimize
Toplasak bütün sevinçlerimizi de
Dört işlem gibi olsak mesela
Toplanalım hep bir birimize
Çarpalım kalplerimizi de
Bölünelim bedenlerimiz de
Çıksın bütün yollar ikimize
Sağlamasıda kolay olsun
Senin eştliğin bende
Benim bölünmüşlüklerim hep sen de
Senin çarptıkların kalbim de
Topladıklarımız gözlerimiz de
Olurmu dersin
Kim bile bilir denemeden
Haydi başlayalım şimdiden
Topla sevinçlerini
Gel bana bekliyor olacağım
Tüm denklemleri çözmenin mutluluğuyla ...

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.

Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru

olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir?
Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.



BELKİ BUNLARIN ÜZERİNE DÜŞÜNMEK İSTERLER ..


Bizler bu toprakların nasıl kazanıldığını bilen '' fikri hür vicdanı hür '' nesilleriz ellerinden geleni ardlarına koymasınlar biz olduğumuz sürece senin en büyük eserin olan Cumhuriyete zarar veremeyecekler...

13 Nisan 2009 Pazartesi

FARK





Bir farkın olmalı diğer insanlardan
Fark yaratmalısın bulunduğun ortamda
Belki her insan gibi iki gözün iki elin iki kulağın vardır ama
İz bırakmalısın yaşadığın hayata
Öylece durmadan
Belki büyük çabalar sarf edecek enerjin yoktur ama
Küçücük bir dudak büzüşü bile fark yaratır insanda
Aynı değiliz hiç birimiz
Sende aynı değilsin ne benimle nede diğerleriyle
Sıradan herkes gibi olma
Az çaba sarf et
Bak göreceksin sende
Farklı olmanın uçurumlarını belki de
Değişmelisin artık
Hayatını değiştirmek değil benim bahsettiğim
Sensin değişmesi gereken
Dünle bu gün arasında fark olmalı
Dünüm de aynı bugünüm de
Aynı diyorsan eğer
Suçlu arama sensin tek suçlusu yaşananların
Düşünme geçmişi çok ca
Suçlama geleceği dünden ötürü
Kim zorladı ki seni sıfır noktasında olmaya
Elinde değilmiydi ?
Yaşamakla yaşamamak arasında ki
O İnce çizgi
Dilinde değilmiydi
Evetle hayır arasında ki
O büyük ayrıntı
Şimdi diyorsun ki
Benim hiç suçum yok
Onlardır tek müsebbibi bu olanların
Zamanı tutamadım elimde
Yapamadım yaşayamadım çeviremedim suların yönünü
Zaman geçti bedenimden
Durduysan eğer geçerken önünden hayat
Eklemeden güzellikleri kalbine
Eksiltmeden yüreğinde ki kini
Yok, etmediysen hala bu yokluğu yoksunluğu
Şimdi bende derim ki sana
Geçen zamanın ne önemi var
Sen değişmediysen eğer.
Hep aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar beklemek niye

11 Nisan 2009 Cumartesi

NEŞELENİN



Hadi bakalım neşelensin herkes yarın pazar şöyle miss gibi bir havada kahvaltı yapmanın keyfiyle başlanmalı güne sonra biraz miskinlik etmeli gökyüzünün altında akşama doğru arkadaşlar çağrılıp şöyle güzel bir sofrada kadehler tokuşturup şarkılar söylenmeli kendimizi Pazartesinin o sıradanlığına hazırlarken Pazar günün doyasıya yaşamak lazım hıı belki bunu bu günden gerçekleştirenler vardır bilemem ama ben cumartesi günleride çalıştığım için malesef bütün enerjimi pazara saklayanlardanım bu hafta temizlik yapmıyacağım mesela aman biraz dağınıklıktan kimseye zarar gelmez ( Züğürt tesellisi diye buna denir )Benim memlekete yaz çoktan geldi kısa kollularla dolaşıyoruz sıcak bir gökyüzü karşılıyor bizi her sabah havayı içimize çekip mutlu yüzlerle selamlıyoruz güneşi .Surat asmayın somurtmayında her şey için umut etmenin güzelliğini doğa haber veriyor bırakın kasvetli günleri düşünmeyi atın kendinizi sokaklara biraz yürüyüş bile iyi gelecektir eminim Önce sokakta ki kedileri selamlayın sonra merhaba diyin inatla açan bahar çiçklerine daha iyisi kendinize kocaman bir dondurma ısmarlayın mutlulukla gülümseyin deniz kenarında yalşayanlar yerinizde olmayı çok isterdim ama bende burda gölle idare ederim artık ne yapalım :) Herkese iyi Pazarlar diliyorum ..




Pazar şekeri olarak 80'li yıllarda benim çocukluğuma benden büyüklerinde gençliğine denk gelen ne zaman dinlesem içimde gülümseme isteği doğuran bir şarkıyı hediye ediyorum İyi dinlemeler


10 Nisan 2009 Cuma

EVRENEDİR

Uzakta belki elim dokunmaz gözüm görmez ama bilirim ki her sabah bir fincan kahve eşliğinde okunur bir fincan kahvenin acı tadında izler bırakır hayata bu gün doğum günüymüş. Okudum ŞURDAN çok değişik geliyor bana yüzünü bile görmediğim bir insanın tam kalbimin bir köşesinde oturup onca yazıda sanki beni anlatıyormuş gibi samimi duruşu insanoğlu işte çok yakınınmız daki bir sürü insan anlayamaz belki ne kadar anlatsan da ama doğaüstü bir güç o dengeyi kurmaya yardımcı olur bakarsın ki kilometrelerce uzakta bir insan senin söyleyemediğin ve çevrende ki o kadar insanın anlayamadığı bir dilde seni sana anlatır. Kutlamak gelir içinden doğum gününü bu samimiyet içten gelir. Garip bir bağ oluşur her sabah bilgisayarı ilk açtığınız da ne yazmış diye merakla bekler olursunuz.Belki bu yazı anlamlandırğı günler için küçük bir hediye verme isteğidir kendisine. Nisan ayında doğmuş tama da 10’nunda güzeldir Nisan ayları baharı getiren ilk aydır habercidir güzel günlere dilerim çok güzel bir yaş geçirir o içinde ki yazma isteği ve güzel sözcükleri hiç tükenmez ve fotoğrafındaki o kocaman gülümseme yüzünden hiç eksik olmaz. Bu şarkı da çam sakızı çoban armağanımdır kendisine :)



MİMLENDİM

ikkuş... minikkuş.. yavrukuş... mimlemiş beni sağolsun sevdiğim 2kitabı sormuş

Aslında o kadar çok sevdiğim kitap varki iki tanesini seçmek biraz zor olacak kitap okumak nefes almak gibi bir şey benim için hayalle gerçek arası bazen kuş olup uçarım göklerde bazen yaşarım kitapta ki adamın kadının yaşadıklarını kızarım bazen okuduklarıma kimi zamansa gözlerimden yaş gelecek kadar inanırım yaşadıklarına ama en çok okumaktan bıkmadığım ve her sene elime alıp aynı heyecanla okuduğum iki kitap var Bir tanesi Ernest Hemingway'in yazdığı ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR diğeri ise Yaşar Kemal'in yazdığı İNCE MEMET'tir her iki kitabıda bıkmadan usanmadan okuya bilirim ve okumayanlar varsa şiddetle tavsiye ederim
(**)Ada değildir insan, bütün hiç değildir bir başına; anakaranın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta; bir toprak tanesini alıp götürse deniz, küçülür Avrupa, sanki yiten bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurtluğunmuş gibi, ölünce bir insan eksilirim ben, çünkü insanoğlunun bir parçasıyım; işte bundandır ki sorup durma çanların kimin için çaldığını; senin için çalıyor.**


Gelelim diğer mim konumuza sevgili Nily sormuş eğer kitap yazmak istersen konusu ne olurdu diye .
Şimdi düşünüyorum kitap yazmak kim ben kim ama soru bu ya yazsaydın neyle ilgili olurdu diye ben en çok yol hikayelerini seviyorum yolculuk esnasında yaşanan bir yerden bir yere giderken insanın içinde olan biten ne varsa gözünün önüne gelir ya birde böyle derin düşüncelere dalar ben eğer bir kitap yazsaydım konusu kesinlikle yolculuk etmekle ilgili olurdu. Benim bahsettiğim yolculuk hem bedensel hem ruhsal olan yolculuk türü ve iç denizlerden dış dünyaya açılan kapıların ışıkla karanlığın bir biriyle zıtlaşmasında saklı olan yolculuk..

Dilerim her iki cevaptanda memnun kalırsınız biraz geç oldu ama umarım beğernirsiniz :)
***John Donne

9 Nisan 2009 Perşembe

AMAN SUYU ÇIKMASIN


Göndermeyin şöyle mailler kimse bir maili göndermedi diye ölmez yada Microsoft işi gücü yok yardım kampanyasını maillerden toplamaz kimse mail gönderdin diye banka hesabına yüklüce para yatırmaz.Hayır anlamıyorum bunları gönderip beklemeye koyulan insanlar varmı acaba gerçekten umut ediyorlarmı hayatının aşkıyla bir mail sayesinde tanışacağını yani 7 kişiye gönderdikten sonra saksı gibi oturup bekleyen varmıdır bilmiyorum ama bu gün yine bir mail gelmiş ve o kadar çok kişiye gönderilmiştir ki böyle saadet zinciri olmuştur eminim ilk okuduğumda şaşırdım yani her şeyi anlıyorumda bu dualar neyin nesi onu anlamıyorum bu duayı 7 kişiye göndermezsen çarpılırsın yazıyordu altında daha önce gelen bir tanesinde ise eğer bu gönderdiğimizi Allah rızası için göndermezsen Allah belanı versin yazıyordu yuh dedimya yuh yani.Bizde herşeyin suyunu çıkartmak modadır Obama gelir adamı yere göğe sığdıramayız Günlerdir niye geldi ne mesaj verecek diye her yanımız Obama oldu yani sokaktaki vatandaş bile anlamlandırıyor bu adam bizi sevdi diye bir sürü yazar yok güldü yok omuzuna dokundu yok sarıldı yok kediyi sevdi bunun anlamı ne diye tartışıyorlar adam gitti ama biz Obama sevgimizi içimizde yaşamaya devam ediyoruz adamın Türk olma olasılığını bile tartıştılar e yani daha ne olsun . Hadise şarkı yapar kendimizi yarışmadan birinci ilan ederiz Televizyonlara günlerce yırtık kotunu konu eder yaşlı başlı amcalarını çıkartıp yorum yaptırırz .Klip çeker gazetelerde boy boy Hadiseyi TRT veto etti diye poposunu koyar bunuda bilimsel olarak anlatması için psikologlar çıkartıp toplum üstündeki etkisini konuşuruz.Başbakan çıkar konuşur şak şak alkışlarız sonra döner Muhalefetide aynı coşkuyla alkışlarız .Ne söylediğine bakmayız bile çemkirir her önüne gelene oooo ne güzel çemkirdi diye alkışlarız bir daha gitmez Davosa ama Rasmusenede onayı çıkartır özür dileyecek der adam sadece kolu için adam düşmüş ya görüntü kirliliği yarattığı için özür dilemeyi seçer ve yurdum insanı bekler bak haddini bildirdi bizim Başbakan Rasmussene diye mutluluk nidalarıyla sevgi pıtırcıkları oluştururlar. Muhalefeti söylemiyorum bile büyük ihtimalle bizim Deniz o koltukla mezara gitmeye and içmiş .Soyulmadık PTT bırakmayız kaçarkende evin kira kontratını düşürürüz.Sonra beni nasıl buldular halbuki parmak izi bırakmamıştım diye düşünür dururuz. A birde 900'lü hat modası vardı bir dönem bütün kanallarda kadınlar ara beni boya beni diye reklam veriyordu yurdumun saf temiz gencide koşa koşa tlf sarılıp arıyorlardı ay sonu gelen faturalar yüzünden cinayet çıkmışlığı bile vardı .Hatırlıyorum bizim bir pisikopat komşumuz vardı oğlunu komalık etmişti bundan kaç sene önce çocuk o kadar çok aramışki gelen fatura bir ev almaya nerdeyse eşitti hırs yapmış garibim. Yani her şeyin suyunu çıkartmakta üzerimize bir millet daha tanımam Vur derler biz vurmakla kalmaz öldürme eylemini gerçekleştiririz.Öreniğin Adamın birinin dişi ağrıyormuş ama öyle böyle değil Adanalı ya arkadaş vurur kendini rakıya içerde içer ama bir türlü ağrısı dinmez doktora gitmeyede korkar sarhoş olur sonra aklı evvel çıkarır sandıkta ki tabancasını sıkar dişine ölür kesin çözümü bulmuştur yani ağrınında hepten suyunu çıkartır ( bu gerçek yaşanmış bir olaydır ) Bak konu nerden nerye geldi. Şimdi sana söylüyorum eyy okuyucu bu yazıyı eğer 1-2 kişiye göndereceksen hiç gönderme daha iyi 3 kişiye gönderirsen mutlu bir haber alacaksın 4 kişiye gönderirsen sayısaldan para çıkacak 5 kişiye gönderisen Bret Pitt yada Angelina Jolie ile tanıştırırım seni 6 kişiye gönderirsen meşhur ederim seni gazetelerde boy boy fotoğrafını çıkartırırm 7 kişiye gönderirsen Misafir ol gel bana börekler açarım sana .Eğer kimseye göndermezsen bak ozaman ne yapıyorum ben sana ondan sonra mesuliyet kabul etmem haa ona göre ...

8 Nisan 2009 Çarşamba

GEÇECEKSİN BUNLARI


Uyuz oluyorum böyle iyilik timsali hayata pembe gözlüklerden bakan Polyananın Türkiyedeki mirascısı gibi davranan insanlara.Tabiki herkesin kendine göre mutlu olmak yada mutsuz olmak için çok sebebi vardır ama nedense böyle polyana gibi geçinen insanların %90 hep tuzu kurulardan çıkıyor.Birde böyle oturup akıl vermiyorlarmı işte ozaman içimde ki canavar harekete geçiyor böyle kaşlarım çatılıyor gözlerim büyüyor mimiklerim ve el hareketlerim keskinleşiyor vermeyeceksin arkadaşım akıl falan gözlerim görebiliyor hala duyularım işlevlerini görüyor .Dünaya sandığın kadar temiz değil insanlarda o kadar iyi değil.Ukalalık etmeyecekin karşında ki her kim olursa olsun küçümsemiyeceksin hayal dünyasına taşımıyacaksın karşındakini önce gerçeği anlatacaksın sonra çözüm sunacaksın Secret tavsiye etmeyeceksin bir defa ( Sıklıkla bu kitaptan alıntılar yaparlar ) Okuduk ama bu zaten bilinen bir şeydir hani iyi düşüncenin mutluluğun kanseri iyileştirdiğini çocukluğumuzdan beri biliriz atalarımızda bunu defalarca söylemiştir bir şeyi 40 defa söylersen olur diye bunu bilmek için muneccim olmaya yada Secret okumaya ihtiyaç yok ki. Bu Polyanalar herşeyi insanın gözüne gözüne sokarlar bununlada kalmaz kendinden örnek vererek pekiştirme yapmamızı sağlarlar.Bnbe şöyle düşündüm böyle oldu iyidüşündüm iyi oldu yok kötü düşündüm kötü oldu vs.Dünyanın bir enrjisi var kabul bunların içinde enerjisi en yüksek canlı insan kabul yapamıyacağı hiç bir şey yok insanın falan filan eee yani bazı şeylerde görmekle algılamakla olur be kardeşim oturduğum yerde iyi düşünüyorum Zengin olacam yok şöyle düşündüm böyle olacak o zaman hep beraber düşünelim savaşlar bitecek Afrikada ki çocuklar açlıktan kırılmıyacak yoksulluk son bulacak bunu düşünmek sadece hayal kurmak olur . Çözüm sadece iyi düşünerek bulunmaz bu sadece ufak bir detaydır bunun için çaba harcamak gerekir mücadele etmek gerekir iyi düşünüyorum her şey iyi olacak ama kardeşim sen hiç bir şey yapmıyorsun .Çok sevdiğim bir arkadaşım vardır aynı işyerinde çalışıyoruz onun dışında artık arkadaşlıktan da öte kardeş gibiyizdir .Bir çok sıkıntısı vardı bunların üstesinden gelirken yanındaydım çünkü o bunları Secret okuyarak aşmadı yada herşey güzel olacak yalanlarıyla kendini kandırarak değil bizzat gerçeği kabullenerek çözüm yolları arayak bulduğu çözümleri uygulamaya sokarak aştı bütün sorunlarını .Yani hayal dünyasında değildi masallarla kandırmadı kendini evet pozitif düşünmek gerekir ama bunun için ilk önce var olanı olduğu gibi kabullenmek ve değişritmek içinse harekete geçmek gerekir .Yani o anlatılan Polyanalar Şeker kız Candy'ler sadece masallarda olur böyle içindeki guruyu çıkartıp al bak sana akıl veriyorum kullan demek işe yaramıyor.O yüzden anlatmasınlar bana yani gerçeği görmeyen birisine istediğiniz kadar pozitif düşün çiçekler böcekler kuşlar deyin adam bakışını değiştirmediği sürece ne hayatı güzel ola bilir nede başka bir şey bir defa gerçeği reddediyor karşınızdaki insan önce bir bunu anlayın bakalım sonra akıl verin pozitif düşünceyi anlatın gerçeği kabul etmeyen birine ne anlatırsan anlat boş o yüzden geçeceksiniz bunları. Önce gözünde ki o pembe gözlükleri çıkartmakla başla tavsiye ederim daha iyi gelecektir hayal dünyasında yaşamaktan ...

6 Nisan 2009 Pazartesi

ŞÜKRETTİM










Bu gün öyle bir güne uyandım ki aklım kalbim bedenim kıpır kıpır böyle hiç bir kaba sığamıyorum.Kendi kendime gülüyorum insnlar deli derler diye korkuyorum da bir yandan şimdi anlıyorum sıkıntılar her zaman var acılar hep duruyor ne zaman istersem çıkartıp daha çok kanata biliyorum yaralarımı ama karamsar olduğum kadar mutluyumda ben aslında .Çevremde ki herkes gamsız tasasız bir insan olduğumu düşününüyorlar o kadar çok enerji harcıyorum ki çevremdeki insanlara bazen kendimi unutuyorum işte bu anlarda hep yazmak geliyor aklıma ve bu anlarda yazdığımda hep acı çeken mutsuz bir insan yansıyor kalemimden dökülen sözcüklere .Şükretmeyi çok iyi öğrenmiş birisi olarak yaşıyorum aslında ben ve bunun hazzına varmış birisi olarak bakıyorum dünyaya nefes aldığım günler gibi boğulduğum anlarda da şükretmenin çok şükür demenin ilaç olduğu ve bu ilacın insanın yaralarını iyileştirecek en iyi tedavi aracı olduğunu öğrendim Bakıyorum etrafıma herkes her şeyden mutsuz şikayetçi ve yaşadığı anların değerini bilmeden yaşıyor bende soyutlamıyorum onlardan kendimi benimde zaman zaman böyle anlarım oluyor tabi ki ama umutsuz olmadım ben bakmayın yazdıklarıma attığım kahkahaların desibelini bir duysanız nasıl diye sorarsınız öbür taraftan döktüğüm göz yaşlarını dolduracak kadar büyük kaplar bulamazsınız işte böyle bir hayat sürüyorum ben mutsuzlukla mutluluğun arasında daha çok mutluluğa yakın her şey için şükretmesini öğrenen birisi olarak yine şükrediyorum görmem için bana verilen gözlere yazmam için bana verilen ellere ve en çok da kötülükten uzak duran yüreğime .Ve diliyorum ki dünyada yaşayan bütün insanlar öğrenecektir bir gün mutlaka şükretmenin değerini hep daha fazlasını istemenin sonu olmadığını hep bana hep bana demek yerine çok şükür demenin insanı daha çok insan yapacağını ve mutluluğun bu olduğunu fark ettiklerinde bir kez daha çok şükür öğrendim diyeceklerini.Bunun için çok sebebe de ihtiyaç yoktur her sabah aynaya baktığınızda sağlıklı bir bedene ışıldayan bir çift göze ve nefes alıp verişlerinizi duya bileceğiniz bir yüreğe sahipseniz başka sebebepler aramanıza gerek yoktur bunlar zaten bir çok şeyi başarmaya yetecek güce sahiptir..




Not : Bu yazıyı okuyan herkese tavsiyem şöyle derin bir nefes alın bakın gözünüzün göre bildiği en uzak noktaya ve düşünün şükretmek için ne kadar çok sebebiniz olduğun etrafınızı iyice gözledikten sonra birde ayna karşısında kendinize bakın işte ozaman anlayacaksınız ŞÜKRETMEK GERÇEKTEN MUTLULUKTUR....

1 Nisan 2009 Çarşamba

******

SUSTUM
Sen sustun ben
Sesimi duyurmak için
Nefesimi tutarken
Kendi sesimde boğuldum

KONUŞTUM
Yönümü kaybetmişken ben
Yalnızlığa sürüklendim
Kendi kalabalıklarımda
Pusulasız kayboldum

SAKLANDIM
Gölgesiz kuytularında
Yitik bir şarkı gibi
Ben uzandıkça
Kendi notalarımda savruldum

BULUNDUM
Ürkek dokunuşlarında
Sen dokundukça
Ben kendi bedenimde
Kül oldum
KAÇTIM
Zamansız fırtınalarda yıkandım
Ben dolaşırken tenhalarda
Gerçeklere amansız uyandım

KOVALADIM
Avcılık yaparken yüreğine
Ben av olduğumu acımasızca
Vurulduğum da anladım

GELDİM
Taze bir zeytin dalında
Ben barışlar yapmayı planlarken
Savaşların galibi olmadığını
Kaybettiklerimde yaşadım
GİTTİM
Çığlıklar atarken sen
Ben içimden sessizce ağladım
O tuzlu su içimi temizlediğinde
Ferahladım
ÖNCE
Şaşkın ördek yavrusu gibiyken
Ben hırsımdan
Yangınlar çıkardım
Etrafımda ne varsa yaktım
Kendimi de yakmaya başladığımda
Kavruldum
SONRA
Fırtınalardan çıkmış
Gemiye dönüştü yüreğim
Ben kendi sakinliğimde
Huzuru buldum
ŞİMDİ
Kimliksizken ben
Kendi özümde
Yeni umutlar doğurdum
Unuttum mu seni hayır
Ama hatırlatacak ne varsa
Onları görmezden gelmeyi
Ve bu yaşananların hiçbirisini
Hak etmediğinin
Ayrımına varmamı sağlamak için
Amaçsız geri döndüğünde
O an sende kendimi gördüm
Aynı şeyi iki kez yaşamak aptallıktı ya hani
Senin aptallığa doymayacağını
Geçte olsa anladım