28 Şubat 2009 Cumartesi

BİL


Uzun zaman oldu seni görmeyeli her gözümü kapatışımda gülüşün gözümün önünde adım adım yürüdüğüm yollarda , kasvetli günlere gözümü açtığımda , kalbimi sıkıştıran o hüzünlü gecelerde,doyasıya güldüğüm anlarda ,Bir fotoğrafa bakarken fark ettim ki ilk aklıma gelen sensin sevdiğim.Kökünden dinamitlediğin yıkık bir taş ocağı gibi toz toprak içindeyim seni görmeyeli.Nedeni niyesi yok gidişinin.Çok sorguladım kendimi bir sebep aradım kendimce çözümler bulmaya çalıştım havuz problemleri gibi bir taraftan doldurdum bir taraftan boşalttım beynimin seninle ilgili olan kısmını içim senle dolup taşıyor böyle zamanlarda ama yinede anlatamıyorum sol tarafıma gidişine haklı bir sebep bulamıyorum.Gittiğin yerler sana umut ettiğin mutluluğu getirdimi acaba yoruyormu hayat benim gibi senide .Her sabah pencereden baktığında insanların kuş sürüleri gibi önünden geçişini izliyormusun..Zamanlar ,saatler dakikalar boş ve yersiz geliyormu sanada.Pişmanmısın yapamadığın başlangıçlar ve erken bitişler için.Merak ediyorum acaba özlüyormusun beni neler yaptığımı düşünüyormusun .Yoksa farklı mekanlarda farklı insanlarla mutluluğun keyfinimi çıkartıyorsun.Mutlu olmanı çok isterim biliyorsun değilmi.Zamansız yersiz ağlıyorum ben artık .Seninleyken yüzüme bir güneş gibi doğan gülümsememden eser kalmadı.Hayat kavgasında yenik bir boksör gibi her geçen gün yeni bir yumruk yiyorum sevgilim.Kavgayıda beceremem bilirsin.Benim kavgam kendimle.Aştığım onca soruna rağmen kendimi karanlıkta tek başına kalmış küçük bir kız çocuğu gibi hissediyorum. Ne çok şey biriktirdim uzun sohbetlerde sana anlatılacak bir sürü sözcük .Bazı zamanlarda kızarken kısttığın gözlerin artık başkaları için gülerken küçücük kalıyormu.Çok sorum var sana sevgilim çok sorum çok keşkem ve çoğu umudum hala sana dair.Senide dahil ediyorum yalnız zamanlarıma seninle konuşuyorum dertleşiyorum beklenmedik gidişinin sebebini ben sana soruyorum.Susuşun yüreğimi yakıyor .Kötülük yaptın bana susuz bıraktın beni açlığa dayanırdım belki ama susuzluğa dayanamıyorum sevgilim.Üstünden çok zaman geçti gidişinin gelesen yine herşey eskisi gibi olur biliyorum .Yarttığın boşluğu dolduramıyorum.Ümidim beni yaşatıyor sevgilim uzaklarda oluşunun gidişinin sebebini bulamasam da varlığını bilmek ciğerlerimi dolduran nefes gibi iyi geliyor bana .Şimdi öyle bir yaşıyorum ki her gün sana uyanıyorum her geçen gün sana birikiyorum , sorularımın cevapları hep sana çıkıyor .Zaman bana ilaç olamadı.Sensizliğim daha da derinleşti. Şimdi sen bu kadar uzaktayken ve yaşananların üstünden çok zamanlar köprülerin altından çok sular akmışken bunları sana niyemi anlatıyorum bir sebebi yok sevgilim sadece BİL İSTEDİM.

27 Şubat 2009 Cuma

BAŞLAMADAN BİTTİ




Bekliyordum kendi kabuğumda seni

Kabuğuma saklandım tıpkı midye gibi

Karanlıktı içerisi kimsesiz ve sesizdi

Seni beklemekle geçti ömrüm

Yıllardır aradığımın sen olduğunu düşündüğüm anda

Çok beklettin beni

Boş sokaklar gibi ıssız yüreğim

Nefesi kesilen maraton koşucusu gibi

Bitiş çizgisine varamadan yığıldım kaldım kollarına

Umut ettim alıp iyileştirirsin diye

Önce sarıp sarmala istedim

Biliyordum istemekle başlıcaktı herşey

Ve beni karanlıktan kurtarman için sancılar içinde

Yüreğimi sundum

Ne yaptımsa anlatamadım sana

Hiçlik içinde bıraktın beni

Sözsüz bir beste gibi

Konuşmadan kendi suskunluğumda

Muebbet mahkumlar gibi

Prangalar içinde bıraktın
Yüreğimi ağırlaştırıp
Ruhumu yordun

İşte tamda bu yüzden BAŞLAMADAN BİTTİN gözümde...



26 Şubat 2009 Perşembe

İÇİMDE Kİ ARABESK RUH UYANDI





Çok seviyoruz biz millet olarak arabesk yaşamayı dinlemeyi bir itilmişlik duygusu içinde gözlerimizi kapatıp Orhan Gencebayı dinleyip batsın bu dünya içinde dertlerimizi yüklüyoruz şarkılara Yada İbrahim Tatlıses dinleyip Yanlızım Dostlarım eşliğinde yanlızlığımızı daha da derinleştirip dertleniyoruz.Ben bu durumun genetik olduğunu düşünenlerdenim genlerimizde var bizim çile çekmiş bir millet olarak benim de bu şarkılara kayıtsız kalmam gibi bir durum söz konusu olmadı.Damarlarımda ki akan kandır bu şarkıları dinlememin sebebi.Şu sıralar çok takıldım bu arabesk denilen acı yüklü şarkılara bundan 10 sene önce birisi bana İbrahim Tatlıses dinleyeceğimi söyleseydi gülerdim.Mümkün değildi benim için bu şarkıları dinlemek aman zaten derdim var birde bunları dinleyip kendime acı çektiremem diye düşünürdüm.Hata etmişim gülmemem gerekiyormuş gayette güzel dinleyip dertlerimin üstüne dert kata biliyormuş bu şarkılar .Yaşlandıkça acaba insanoğlu dahamı derinleştiriyor herşeyi içselleştiriyor.Daha yanık türküler falan dinlemek istiyor zamanla biriktirdiklerini bu tür müzikler daha iyi anlatıyor gibi geliyor bana çünkü yeterince acı yüklü olan bu şarkılar beni de anlayan birileri var diyip vuruyoruz dibine arabesk şarkılarının.Seslerine bir şey dediğim yok.Hatta imparatorluk tahtına oturmuş olanları bile var ne haddime bir imparatoro laf söylemek.Daha ileri gidip adamarlara baba dayı amca gibi lakaplar takıp dahada yakınlarımız olmasına göz yummuşuz toplum olarak. Böyle kendimi dolmuş şoförü gibi hissettim birden peş peşe sıralandı şarkılar nasılda ezik hissediyor insan bu şarkıları dinledikçe şimdi anlıyorum Müslüm Gürses konserlerine gidipte kendine jilet satın alan insanları.Adam ne yapsın bu şarkıları dinleyipte böyle olmamak mümkün değil Sabah geldiğimde gayet iyi bir ruh haline sahiptim bilgisayarımı karıştırıken bir klasör ilişti gözüme eh bir açayım burda neler varmış dedim ve kendimi birden arabesk bir biçimde Batsın Bu Dünya dinlerken buldum.Dipsiz kuyu gibi ard arda geldi şarkılar .Değişik bir şey uyuşturuyor insanı dinledikçe başka şarkılarıda dinliyorsunuz en azından bana öyle oldu .Birde işin en kötü tarafı dilinize dolanıyor .Kurtulmak için ne dinlesem acaba ayyy ne yapacam ben batsın bu dünya:)

25 Şubat 2009 Çarşamba

İLK AŞK


Kim unutur ki ilk aşkını ilk kalp heycanını.Yıllar geçsede üzerinde unutlumaz .Mesela ben ilkokulda çocukluğun verdiği saflıkla aynı sınıfta okuduğum Orhan isminde bir çocuğa aşıktım itiraf ediyorum burdan .Çocuğa yapmadığım şey kalmamıştı ne kadar zalimmişim :) Çok iyi hatırlıyorum ders aralarında saklanbaç oynardık bir defasında onu öyle bir itekledimki nerdeyse bütün dişleri eline geldi.Çok üzüldüm sonra niye iteklediğimide bilmiyordum sadece onu her gördüğümde ondan kaçıyor uzaktan uzağada onun bana bakıp bakmadığını kontrol ediyordum .Bakmadığını fark ettiğimde de ondan intikam alıyordum .Her gün beraber dönerdik eve okul uzak olduğu ve onunla benim evim yakın olduğu için takılırdım peşine birlikte gitmek isterdim bir yandanda hiç umursamaz davranıp delirtirdim .Çocukluğun verdiği hazır cevaplılıkla sana ne, bana ne ,kime ne tavrımı en üst sevyelerde ilk uyguladığım şahısdır.Sınıfta tam çaprazımda oturuyordu .Saçımı çekip çekip kaçmaları da meşhurdu benim ona yaptıklarımı o hiç şikayet etmezdi kimseye ben se her defasında intikam alırdım ondan ne zaman saçımı çekse müdüre koşarak şikayet ederdim.İlkokul 4. sınıftaki bir çocuk ne kadar yaramaz olabilirki diye düşünmeyin ben çok yaramaz ve aksi bir çocuktum.Okulun duvarının küçük bir kısımı yıkılmıştı bir gün Orhanı kandırıp hadi dersten kaçalım parka gidelim demiştim.O yok falan dedi ama ben hırs ettim gidelim dedim ve o gün kaçtık okuldan akşama kadar bütün okul seferber olmuş.Nerde olduğumuzu merak etmişler benim ve onun umrunda değil tabi deli gibi Adana sıcağının altında parkta salıncakta aşkımızı yaşıyorduk.En son gitmeden önce yanağından öptüm kıpkırmızı oldu koşarak uzaklaştım yanından. Annem ve babam okula gitmişler çok merak etmişler ve evde beni bekliyorlar .Nerdesin sen diye kızdıklarında bütün suçu Orhanın üzerine atmış beni kandırdı ben gitmezdim yoksa diye ağlayarak dayaktan son anda kurtulmuştum.Tabi her aşk kaçamağı gibi bununda sonu acı bitti .Ceza aldım günlerce sokağa çıkamadım.Onunda benden geri kalır yanı yoktu. Sabah okula gittiğimizde müdür ikimizide odasına çağırdı.Tabi bir sürü fırça yedikten sonra bir süre konuşmadık ikimizde .En son kavgamızda yine kıskançlık yüzünden oldu sınıfın en akıllı çocuğu o en yaramaz kızı bendim ama derslerimizde bir o kadar iyidi.Medivenlerde koştururken yine bu benim saçımı çekti.Neymiş efendim tenefüse neden onunla değil Sinanla gitmişim tabi bende durmadım peşinden yetiştim ayağına basmamla merdivenlerden yuvarlanıp kafasını kırması bir oldu.Günlerce gelemedi okula geldiğinde ise artık hiç konuşmuyorduk.Kavga bile etmez olmuştuk artık.Bir birimizi yok sayıyor görmezden geliyorduk .Tabi zaman geçti o sınıfta ki Tuğçeye bende Sinana aşıktım artık bir birimize nispet yapıp ders aralarında kaçıp kovalamaca oynuyorduk.Ama onu hiç unutmadım o benim ilk aşıkdımdı.Biz daha sonra taşındık oturduğumuz evden onlar hala orda oturuyorlar .Yıllar sonra tesadüfen karşılaştığımda üniversitede okuyordu ve yakışıklılığından hiç bir şey kaybetmemiş müzip gülümsemesiyle deli kız ne yapıyorsun dediğinde sana ne yaptıysam aşkımdandı dedim oda kafamı kıracak kadar aşık olmasaydın keşke dedi. Güldüm ne demişler aşk acı çekmektir kafandaki yara izi de hep beni hatırlatsın sana.Nasıl unuturum alnımın ortasında duruyor her aynaya baktığımda seni hatırlıyorum dedi.

Ya siz hatırlıyormusunuz ilk aşkınızı?

23 Şubat 2009 Pazartesi

UMUT




Küçükken teyzem her yağmur yağdığında bak bu yağan yağmur damlaları insanoğluna umut taşıyor umudu haber veriyor doğa insana sonsuz nimetler sunuyor kıymetini bildiye sürekli öğütler verirdi.Küçük bir çocuktum ilkokul 2 bilemediniz 3 sınıftaydım .Nasıl derdim'' ama bu yağan sadece su'' Fen bilgisi dersinden öğrendiğim bütün bilgimle karşısında durur anlatırdım işte su buharlaşıyor sonra bulutlar çarpışıyor sonrada yağmur.Teyzem gülerdi yağmur berekettir yağmur umuttur.Yağan her yamur temizler ortalığın kirini pasını.İşte bu duygularla uyandım bu sabah yağmur yağıyordu ve benim gözlerim ışıl ışıl oldu umudum arttı bakışım değişti.Akşam yattığımda biraz sıkıntılı ve umudumu yitirmiş küçük bir kız çocuğu gibiydim dizlerimi karnıma kadar çektim öyle uyudum her zaman olduğu gibi kendi kabuğumda yine kendime sığındım.gelen yağmur damlaları banada umutla göz kırptı bende umuda göz kırptım bu sabah her şey gelip geçiyor ayakta dura bilmekte maharet ben başarıyorum direniyorum ve hep kazanıyorum umudumu yüksek tutuyorum bugün hiç bir şeyin canımı sıkmasına izin vermeyerek başladım güne böylede devam edecek.Bütün kötü sözlere kötü düşüncelere kulağımı tıkadım.Buna önce yağmurda biraz ıslanarak başladım şemsiye taşımayı sevmem çocukluğumdan beri yine aynı şemsiyesiz yürüdüm biraz nefes almanın huzuruyla şükrettim varlığıma sebebp olana .Ve bir kez daha anladım ki ŞÜKRETMEK BÜYÜK MUTLULUKMUŞ...Kesinlikle yaşadığımız her an için şükretmemiz gerektiğini yağmur bir kez daha anlattı bana ve ben bu anlatışı çok sevdim.


Yaşanası Dünya

19 Şubat 2009 Perşembe

KADIN VE ADAM







En sevdiğim şarkı sensin dedi adam, Kadın ustalıkla gizlediği göz yaşlarını sım sıkı tutu.Sevdiği adamdan uzakta geçireceği her bir dakika için çaresizliğinin verdiği duyguyla kahroldu.Biraz daha sarıldılar.Adam hazırladığı bavulunu tekrar gözden geçirdi saylı gün çabuk geçer geldiğimde her şey daha iyi olacak ikimiz içinde de dedi.Kadın yutkundu .Konuşamıyordu konuşursa her şeyin daha kötü olacağını biliyordu.Her ikiside bu yolculuğun gerekliliğinden emindi.Adam son hazırlıklarını yaptı uçağa yetişmesi gerekiyordu son bir öpücük aldı seni seviyorum kendine iyi bak ve teselli cümlelri ard arda geldi.Kadın sesiz izledi adamın gidişini.Adam gitti.Kapılar kapandı .Göz yaşları sel oldu.Koşar adım evden uzaklaşan adam en son pencerede gördüğü kadınına bir daha baktı hızla arabasına bindi ve uzaklaştı.Kadın pencerede baka kaldı sevmiyordu yolcu etmeleri vedalaşmaları bu yüzden gitmedi adamla hava alanına kadar .


Adam iş için gitmek zorunda olduğu yurt dışına .Kendini çok yoğun bir temponun içinde buldu iş dışında gezdiği kentin sokaklarında vaktinin büyük çoğunluığunu kentin ücra köşelerini keşfetmekle geçiriyordu.Kadın sevdiği adamın olmadığı kentte yanlızlığının izini sürüyor Telofonlar açılıyor özlemler dile getiriliyor .Seni seviyorumla gün bitiriliyordu.Sıradalnlığa bırakılan hayatları büyük bir hasretle geçiyordu.Kadın işe gidip geliyor arada bir arkadaş sohbetlerlerine katılıyor zamanının büyük çoğunluğunu sevdiği adamı düşünerek geçiriyordu.



Böylece zaman akıp gitti


Uzun bir aradan sonra Adam gittiği yolculuktan döndü.Kadın seviçnle karşıladı adamı .Ama adam aynı şevk ve özlemle sarılmadı sevdiğine.Kadın neler olduğunu anlayamadı. adam bir görevi yerine getiren bir robot gibi sığ ve soğuktu.Sarılıp yolcu ettiği adam bu değildi ve her ne olduysa bir an önce öğrenmek istiyordu kadın.sevdiğim neden böylesin neden .Kadın içine düşen kurtla savaşıyordu.Çaresizdi sevdiği adam ondan uzaklaşıyordu ve sebebini bilmiyordu .İşler yapılıyor her gün daha çok sevdiğini ve bağlandığını bilen kadın akşam adamında bağlılığını sorguluyrdu.Yapılan konuşmalar hoşgeldinler güle güleler hep boş adam her geçen gün biraz daha uzak ve karanlık.Kadın ise tam tersi her geçen gün daha yakın ve sıcaktı.Adam çok düşündü buna son vermenin yollarını aradı.Bulamadı.İkiside yolunda gitmeyen birşeyler olduğunun farkındalığıyla yaşıyor ve mesafeler daha da artarak sona yaklaşılıyordu.Kadın artık bu onunla birlikte yanlız olamadığının farkına vardı ve akşam neler olduğunu öğrenmek için pencerede adamı beklemeye başladı.Hiçbir şey onu alacağı cevap kadar tedirgin etmiyordu.Adam eve döndüğünde her zamanki gibi oturma odasına çekildi ve iki kelam etmek için bile kadının yüzüne bakmadı.Kadın artık bugün son olsun ne olacaksa olsun diyip adama sorular sormaya başladı.Neden böyle davranıyorsun bu mesafe neden bu soğukluğun neden.Adam bu sorular karşıında irkildi beklemiyordu.ve uzun bir sesizlikten sonra başladı anlatmaya



Adam : Sözümü kesme ve beni dinle sakın bana kızma ben kendime yeterince kızıyor ve sorguluyorum.Bundan 1 sene önce ben gittiğimde yani arkamda seni ölümüne sevdiğim kadını bırakıp gittim.Ve bunun her ikimiz içinde daha hayırlı olacağını bilerek gittim.Orda çok savaş verdim kendimle kentin ücra köşlelerinde aradım yanlızlığımın cevaplarını.Bulamadım sen vardın aslında yanlız değildim ben seni sevdiğimi biliyordum ama kendimi yanlız hissediyordum benim yaşadığım senli bir yanlızlıktı.Böyle geçen zamanlarda farklı bedenlerde teselli ettim kendimi.Her gün başka bedenlerde yanlızğımı gideriyor onların benim yanlız olmadığımı hissetirmelerini bekliyordum.Olmuyordu kimse senin yerini tutmuyor dokunduğum bedenlerden sonra kendimden tiksiniyordum.Taki onunla karşılaşana kadar .O bambaşkaydı diğerlerinden Çok direndim çok kaçtım .ama her kaçışın sonunda yine ona sığındım.Senin varlığını biliyordu ve benim geri dönmek zorunda olduğumuda .Hiç itiraz etmeden hiç bir beklentisi olmadan her akşam beni bekliyor ve sana yapılan haklsızlığın farkında olarak yaşıyorduk artık ikimizde .Benim onunla yaşadığımın bir macera seninle yaşadıklarımın ise gerçek olduğunun kandırmacasıyla avutuyordum kendimi .Senile telafonla konuşup koşarak ona gidiyor artık zamanımı onula gerçiriyordum.Ve senin varlığını yok saymaya başladığım günlerde fark ettim .Benim aslında seninle yaşadıklarımın alışkanlık olduğunu kendime bile itiraf edemeyişimin senin beni beklemekle geçirdiğin zamanın sana yapılan hakızlık olduğunu.Ve aslında seni o kadarda çok sevmediğimi anladığımda artık ben kendimi ona teslim etmiştim onunla birlikte akan zamanda onsuz olamayışımın maceradan değil gerçekten ibaret olduğunu.


Kadın: Bu açıklamayı sesizlikle dinledi Adam artık sevdiği şarkıyı dinlemek istemiyor ve avuçlarından kayıp gidiyordu.Adama ne söylese tesir etmiyeceğini susuşlarının ise artık çare değil diken olup yüreğini parçaladığını göz yaşlarının içinde ki volkanı dindirmeye yetmediğinin farkında olarak Son bir şey sordu kadın peki beni ne kadar sevdin.


Adam: Bilmiyorum artık tek emin olduğum gerçek onu çok sevdiğim


Kadın: Aldığı cevap karşısında beyninde ki her bir siniri hissetti ve umursamaz davranmak için elinden geleni yaptı.Buraya kadarmış diyip yine kendi sesizliğinde boğuldu.



SONRA



Adam gitti kadın yine onun gidişini pencereden izledi.Sürgün mahkumu bir suçlu gibi hissetti kadın kendini.Adam ise sevdiği kadına koşarcasına gidiyor geride bıraktığı kadına açıklama yapmanın hafifliğiyle mutluluğu ışık olmuş gözlerine yansıyordu..Kadın ise artık kendi susuşlarını tutamadı haykırmak geldi içinden sadece neden diye bildi neden göz yaşları sel oldu.Nedenini anlamaya çalıştığı kendini aciz hissettiği o gün en sonunda anladı.Çünkü aynı şeyi kendiside yıllar önce başka bir kadına yapmıştı. Hiçbir şeyin teselli edemediği bu süreçte oda başka kadına yaşattıklarının muhasebesini yaparak geçirdi kalan süresini yani adamı unutma süresinde diğer kadın dert ortağı olmuştu hayalinde.Herkes kendi payına düşeni yaşıyordu ve Kadının yükü Adamın yükünden ağır yaşadığı çaresizlik ise tarifsizdi.



16 Şubat 2009 Pazartesi

EKİM



Ekimdi
Gitti
Önce soluğu kesildi
Sonrası yok
Bedeni buza
Gözleri beyaza keseti
Nefessiz kalmak gibiydi
O günden sonra
Yaşanalar öznesiz
Göz yaşları sebepsiz
Gök kubbe üstüme yıkıldı
Herkesin acıyarak baktığı
Dipsiz kuyulara atılan taş gibi
Boşlukta yanlız
Tam 15 sene geçti üstünden
Hiç değişmeden
Aynı bugün gibi
Acı çekiyorum
Bölündüm parçalandım
Yetemedim
Onun yokluğunda
Gördüğüm renkler siyah
Gülmeler sahteydi
Kimse anlamadı beni
Anlatmadım bende
Saklandım hep
Ürkek tavşan gibi
Karanlık odalara sığındım
Hayalimde varlığıyla konuştum
Yokluğuyla savaştım
Yeniktim yenilmiştim
Raydan çıkan tren gibi
Her duygum bir yana
Dağıldım,saçmaladım,bocaladım
Çölden farkı olmayan
Bir mevsim
Kimsesiz bir yetimdim artık ....
Önce soluğu kesildi
Sonrası yok
Bedeni buza
Gözleri beyaza kesti
Ekimdi
Gitti

ANNEMDİ

ÇOCUKLUK


Eskiden ne kadar güzeldi her şey çocukluğun verdiği masumluk ve muziplikle geçilen yıllar .Nefes nefese bir çocuktum belki birazda yaramaz .Hiç bir zaman harçlık biriktirmek gibi bir alışkanlığım olmamıştı hep özenirdim kumbarasında parası olan çocuklara gidilen misafirliklerinde Ayşe kızım hadi getir göster kumbaranı teyzeler denildiğinde kendime saklanacak yer arardım Çünkü ardından lafın bana geleceğini ve eninde sonunda ee anlat bakalım sende biriktiriyormusun paranı diyeceklerini çok iyi biliyordum.Bu misafirliklerin sonunda hep örneklerle Ayşe anlatılır şemalar çizilir bak hem çalışkan hem para biriktiriyor hemde erkek çocuğu gibi sokaklarda top oynamıyor denilip benim para biriktirmeyi sevmeyen ders yapmaktan sıkılan ve her gün akşam eve üstü başı çamur içinde gelen yaramaz bir kız çocuğu olduğum yüzüme vurulurdu.Seviyordum yaramazlık yapmayı,top oynamayı ve bütün paramı leble tozuna yatırmayı.Hep özenmiştim aslında Ayşeye çünkü nereye gitse bir numaraydı benim kısacık kesilmiş saçlarımın yanında onun bukle bukle altın sarısı saçları üstü başı tertemiz ve hep uslu çocuktu.Geçenlerde Ayşeyle karşılaştık içim acıdı .O akıllı kız gitmiş yerini 3 çocuklu hayattan usanmış sarı saçları kısacık ve kendisini svmeyen bir adamla evlenip hayatını zindan etmiş bir insan duruyordu karşımda.Tanımadım ilk önce doktor olmasına kesin gözüyle bakılan ayşe ev hanımı olmuş liseyi bitirir bitirmez evlenmişti.Evine davet etti beni gittim.Koca göbekli bir adam karşıladı bizi çocukken prenses olan Ayşe büyüdüğünde her şeyi bal kabağına dönüşen külkedisi olmuştu.Eskilerden konuştuk ne çok şaşırdığımı söyledim ona .Ben hep sana özenirdim herkes benimde senin gibi olmamı isterdi dedim çok güldü .Biliyormusun bende hep senin gibi olmayı istedim dedi.Duyduklarıma inanamadım ama sen hep 1 numaraydın mahalledeki bütün her kes hayrandı sana nasıl olur beni kimse sevmezdi topla kırdığım camların dövdüğüm çocukların sayısını toplayacak hesap makinesini icad etmediler daha dedim.Bir an yanlış Ayşemi acaba diye tereddüte düştüm.O ise gözlerinin feri sönmüş bir şekilde kouşmaya başladı keşke dedi keşke bende senin gibi sokaklarda oynasaydım ailem sırtıma o kadar akıllı bir kız olmam için sürekli bir şeyler yüklemeseydi.Sen çocuktun çocuk olmanın gerekliliğini yerine getiriyordun koşuyordun üstünü kirletiyordun kavga ediyordun ders yapmaktan nefret ediyordun ama benden hep 18 yaşına gelmiş bir insan gibi davranmamı beklediler ve 18 yaşına geldiğimde evlenecek yaşta olduğumu düşünüp aslında sevmediğim bir insanla sırf inat olsun diye evlendim ve gördüğün gibi zifiri karanlıkta yaşıyorum şimdi.İyiki yaşamanın tadını çıkartın ve iyiki yaramazlık yaptın bak şimdi rolleri değiştik benim özenilecek bir tarafım kalmadı.Çocukluğunda zihninde biriktirdiklerin şimdi sana neler katıyor değilmi birde bana bak hep 18 yaşındaydım çocukluk yaşamdım benim hayatım evlendikten sonra başladı ve artık çocuklarım için yaşıyorum kendime zaman ayırmak şöyle dursun çocuklara yetişemiyorum.Bütün çocukluğumu yetişkin olmam için büyük baskılarla geçirdim.Yetişkinliğimi ise herşeye çocuk gibi tepkiler vererek geçiriyorum. Düşündüm çok haklıydı evet para hiç bir zaman biriktirmedim belki ama o yediğim leblebi tozlarının tadı hala damağımda ,yaramazdım ama sokaklarda koşturup kırdığım camları hatırladıkça yüzümdeki ışık dünyamı sarıyor ve çocukluğumun gerekliliğini yerine getirdiğim için çok ama çok mutluyum çünkü ben insan biriktirdim hayat biriktirdim.....

12 Şubat 2009 Perşembe

,,,,,,,,,




Eskimeyen düşler
İpin ucuna bağlağanan hayaller
Kopmamamak için sımsıkı tutulan yaşamlar
Beynin ücra köşelerinde gizlenmiş Umutlar
Bir daha gelmeyecek Kaybolan yıllar
Ruh sıkıntısı Kasvetli günler
Geri gelmeyecek zamanlar
Gözü kara tutuklu aşklar
Sebepli -sebepsiz gözyaşları
Toplanan eşyalar
Çarpılan kapılar
Bölünen hayatlar
Yok sayılan insanlar
Yokluk içinde boğulanlar
Varlık içinde sapıtanlar
İsteyipde söylenemeyen sözler
Yürek sıkıntısı mutsuzluklar

Genç Ölümler
Erken doğumlar
Gelenler gidenler
Ve sonunda elde kalanlar....





11 Şubat 2009 Çarşamba

BÜTÜN SEVGİ PITIRCIKLARINA SELAM OLSUN.....



GERÇEK HAYATTAN KESİTLER ( komşu kızı gülten )
Burda konuşulan şahıs feleğin çemberini 7 kez turlamış ama gayet safım ayağına yatan öpüşmem ama çok pis sevişirim mantığıyla yarışan bir arkadaştır.Gayet alımlı yürürken yayık ayranı yapma potansiyeline sahip ev kızıdır kendisi.Ve dün akşam aramızda geçen ufak söyleşiyi aktarıyorum izlere .
-Bak bunu yeni aldım
-Hım teğet geçme durumu yani
-Ay yine başladın antin kuntin konuşmaya
-Yok be ne alakası var
-Güzelmiş neden aldın düğün falanmı var
-Ya hayır düğün değil senin dünyadan haberin yokmu ya anlamıyorum 14 Şubat geliyor ya onun için aldım akşam yemeğe gidecezde...
-Kimle
-Ay kimle olacak ya sevgilimle tabiki
-senin sevgilinmi var
-Evet çok büyük bir ten uyumu var aramızda
-Nasıl yani sen ne zaman tanıştın ki bu kişiyle ve tensel uyumu yakaladın
-2 gün önce markette tanıştık
-eeeeeeee
-Böyle bir elektriklenme aramazda anlatamam
-Sen anlat ben dinlerim
-bak dalga geçme benimle
-Ya neden dalga geçeyim seninle vaktim bol anlat anlat dinlerim..
-Şimdi 2 gün önce markete gittim ayy böyle alışveririşide hiç sevmem bilirsin.(yalan alışverişe bayılır tabi ne verdiği aldığıyla doğru orantılıdır )Markette turlarken uzaktan baktım böyle ben diyeyim tom kuruse sen de biret pit.Ay nasıl yapsamda bununla tanışsam diye düşünürken .bir baktım yanımda biti verdi sonra işte hayat pahalığı falan konuşurken konuşurken a bu çocuktan bana doğru bir elektirik akımı var anlatamam
-eeeeee
-ay zaten biliyorsun benim 14 şubat fobim var
-Ney ney ney
-Ya şimdi ben 14 şubata yanlız giremiyorum.Kötü şans getireceğine inanıyorum neyse laf karıştı araya .şimdi ben aldımda bu elektriği oda aldımı derken bana bir iltifat bir iltifat ortalık yıkılıyor kızaaaammm
-Daha fazla anlatma kalbim dayanmıcak .Ne iş yapıyor bu arkadaş
-Ay bilmiyorum sormadım.Ay banane işinden gücünden hem
-İsmini sordun değilmi
-Ay evet çok manyak bir ismi var ya zaten karizmasına ayrı bir hava katmış.Hazır ol söylüyorum ismini .Cenk cenk cenk
-sen iyimisin bu gayet sıradan normal bir isim yani böyle çocuğun kendisini bırakıp ismiyle falan aşk yaşamana değmez
-Tamam ya sanada bişiy anlatılmıyor .
-Ya anlatsana
-Yok yok işte market çıkışı kahve falan içtik tek yaşıyormuş evine falan gittim sonra telefonunu falan aldık birbirimizin 2 gündürde yıldırım aşkı yaşıyoruz.
-yok artık dedim
-Var var cenk ismi
(burda benim halimi gözünüzün önüne getirin ve düşünün üçüncü boyuta geçtim birden gülme krizlerine girdim büyük aşk cenk ve gülten )evet konuşmanın devamı.....
-Hımm iyi hadi bakalım allah tamamına erdirsin.
-E sen ne yapıyorsun şekerim 14 şubatta
-hiç.....
-Nasıl yani hiç bişiy yapmadan girilirmi 14 şubata
-Ne bu şakamısın sen ?
-Yo hayır mesela ben sevgilimle çılgınlar gibi eğlenecez
--devamınıda bir otel odasında artık çılgınlar gibi sevişerek geçirirsiniz
-Olurmu hiç ayy sende ne kadar kötü niyetlisin
-Şimdi sen ve sevgilin olan o gereksiz insan gece dörtlere beşlere kadar eğleneceksiniz ve sonra oda seni eve bırakacak öylemi
-Ya evet tabi ki daha fazlası olamaz
-Bak canım al bu benim küllahım sen şimdi onunla otur dertleşe dur bir ara lazım olursa gelir alırım çünkü bu konuşmayı benim yüreğim daha fazla kaldıramıcak.....


SON

NOT:Karikatür ERDİL YAŞAROĞLU,Müzik EMEL MÜFTÜOĞLU ...

10 Şubat 2009 Salı

POSA....


Ne saçma bir güne gözümü açmışım ben bu sabah farkında değilmişim yoksa hemen hasta numarası yapar gelmezdim işe.Karma karışık kaus dolu düzensizlikler içinde bir gün bugünü kara salı ilan ediyorum .Benim iş yerim biraz değişiktir.Kimsenin bağlı olduğu bir birim yoktur bir nevi yedikocalı hürmüz durumu patronu geçersin kardeşine takılırsın kardeşini geçersin kendini müdür sanan sürüngenlere takılırsın eee hadi diyelim onuda geçtin ;Bu seferde 2 satır malzeme aldı diye seni satın aldığını sanan müşteriler vardır böyle karmaşıktır bizim iş yeri.Heleki benim departmanım hepsiyle muhattap olmak zorunda olunca böyle saçma sapan işler meydana gelir .Üstüne üstelik işsiz kalmamak adına aylardır maaşını almamışsındır ama gık diyemezsin neden zaten yeterince büyük bir ordu var bende eklenip kalabalık etmek istemiyorum diyip susar oturursun mıh gibi yerine.İtiraz hakkını hep saklı tutarsın.Sonrası malum beklersin beklersin beklersin..Bir süre sonra kendini sorgular hale gelirsin ne işim var benim burda.Ensesi kalın daha çok iş ister daha çok çalışma ister daha çok daha çok.İş ve ev arasında mekik dokursun yinede yaranamazsın .Sonuçta patron değil işçisindir portakal gibi beklersin daha çok suyum nasıl çıkar diye.Sıkılırsın sıkılırsın sonra bir bakmışsınki işe yaramaz posa halini almışsın ve senin gibi kasa kasa portakallar sıraya girmiştir.Ayy şükret bir işin var ya oda olmasaydı .Evet şükrediyorum ama bu kadarda enayilik ağırıma gidiyor artık.Kişiye göre değişen kurallar duruma göre değişen olaylar var olup ta yok denilen paralar.Başkasına var sana yok olan paralar .Değer bilmiyor değilim asla değerini bilirim hakeden herşeyin bende fazlasıyla değeri vardır ama ciğerini satsan beş kuruş etmezlerin önünde dik durabilmek zor artık çünkü ya onlardansın ya diğerlerinde onlar gibi olmamak için verdiğin mucadelelerin sonuç almıyor oluşu umutsuzluğa sürüklüyor beni .Bu karmaşa içinde tutunuyorum sevdiklerime ama günümün büyük bir çoğunluğunu geçirdiğim yerde tutunacak dal bulamamak hepten sıkıyor beni.Mutsuz bir yapıya , çabuk karamsarlaşan bir karektere sahip değilimdir polyanacıyımdır herşeye iyi tarafından bakar eğlenirim ama bu kadarı benide pes ettiridi artık .Bu kadar kolaymı ya inssan harcamak, yalan söylemek ,gözünün içine baka baka adam satmak Ben korkarım kul hakkından yemem kimsenin hakkını ama bugünlerde şuna inanır oldum .Bu dünyada Kötüler Kadar İyilerinde cesareti olsaydı şimdi dünya bambaşka bir yer olurdu.Şimdi susuyormuyum hayır yine konuşuyorum ama sırasını bekliyorum elbet bu yapılanların hepsinin bir sırası var ve sırası gelince herkese ayırdığım tükürük yağmurlarım ve söyleyecek iki çift lafım var tabi anlayana.Herkes yaptığı kötülüğün yanına kar kalacağını sırf yalakalık olsun diye iftira atmanın kolay olduğunu sonıyor .Bırakalım öyle sansınlar çok sevdiğim bir atasözü vardır Arapların ve buna çok inanırım MEN DAKKA DUKKA ( Çalma Kapımı Çalarlar Kapını ) ..........
DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
1947
Nazım Hikmet
<

9 Şubat 2009 Pazartesi

YOK

Sen yoksun ,
Kurduğun Düşlerin
Kocaman Gülüşün ,YOK
Kor gibi Sıcaklığın,
Hızlı adımlarla yürüdüğün yollar
Sevdiğini sandığın insanlar YOK
Anlattığın masallar ,
Aldattığın insanlar YOK
Uzun uzun kurduğun cümleler YOK
Gereksiz Ağıtlar ,
Abartılı sevinçler YOK
Kendine ördüğün duvarlar YOK
Saçma gururun ,
vazgeçilmez sandığın güzelliğin YOK
Sevgisiz dokunuşlar,
İsteksiz aramalar
Görev bildiğin buluşmalar YOK
Senli yanlızlıklar,
Uykusuz geceler YOK
Pencerede bekleyen
Nemli gözler YOK
Senli sonbaharlar
Seniz ilkbaharlar YOK
Pişmalık sözcüklerin ,
Sensiz olmazlarım
Nefessiz kalmalarım YOK
Yasaklar ,Kıskançlıklar,
Kaçmalar, kovalamacalar
Yükselen seler
Alçalan ümitler YOK
Nedensiz gidişlerin
Sebepsiz gelişlerin YOK
Artık sen yoksun
ÇÜNKÜ ;
Sana Açılan kapıların
Anahtarları ,
Sana Verilen şansların haddi hesabı YOK.....




7 Şubat 2009 Cumartesi


İnzivaya çektim kendimi insanlardan uzakta sakin dingin bir hayata hazırlanıyorum sesten gürültüden kargaşadan uzak iç denizlerime yolculuk ediyorum.Mutsuzluk değil benim yaşadığımın Türkçe de manası durgunluk.Hiç hareketsiz kalmak sağdan soldan gelenden geçenden bir haber iç denizimde aradığım inci mercana ulaşmak.insanın kendini anlatamaması kadar acıklı bir şey yoktur şu hayatta .Kimse yardım edemez bu yolculukta bana tek gidip tek dönmek zorundayım anlatamıyorum yüreğimi kavrayan elin şiddetini .Pencereden bakıyorum dışarıya karşımda sarı bir duvar duvarda bir leke lekenin içinde savaş veriyorum kendimle.hayır hayır acı çekmiyorum tarif de edemiyorum .Etsem de anlamayacaklar bunuda çok iyi biliyorum.demleniyorum zifiri karanlıkta demliyorum kendimi .Şekersiz çay gibi kekremsi bir tat var;ağzımda acı değil ama kekremsi.Üstümdeki kırmızı hırkaya daha sıkı sarılıyorum herkes yaşamıştır hayatında böyle bir an diyip teselli ediyorum kendimi.Kalabalıklar gelip geçiyor iç denizde bir sürü balık alık alık bakıyor.Bu deniz benim iç denizim ve size yer yok diyorum onlara alık alık bakmaya devam ediyorlar analayamadan anlamadan unutuyorlar söylediklerimi 3 saniyede. Sonra yosunlarla karşılaşıyorum az sohbet edip oraya ait olup olmadılları konusunda tekrar düşünüyorum.Daha derinlere indikçe dipte kum tanelerine takılıyor gözlerim ne çabuk yer değiştiriyorlar dalgalarımda kaybolup gidiyorlar başka denizlere . Kocaman kayalar var hemen üzerlerinde işte onlar varlıklarıyla sırtımı dayadığım kayalar uzun uzun saatlerce sohbet ediyorum onlarla bırakmıyorlar gitme diyorlar az daha sohbet edelim anlat bize anlatıyorum anlatıyorum....Gitme zamanı geldiğinde yine gel biz hep burdayız diyorlar.bir sürü şeyle karşılaşıyorum sonra deniz anları mesela yakalayacaklar diye korkuya kapılıyorum uzaklaşıyorum hemen yanlarından deniz atları gözlerime bakamıyorlar kaçırıyorlar gözlerini suçlu gibi , Ahtapotlar dört koldan çevrelemeye çalışıyorlar kurtulmak için yine bir kayanın arkasına saklanıyorum .Sakinleşip yolculuğuma devam ediyorum büyük bir hızla.Kıyıya vardığımda ise kocaman kaya parçalarından oluşmuş adalar karşılıyor beni gülüyorum ve anlıyorum. Bu yolculuk hiç bitmesin istiyorum.....

6 Şubat 2009 Cuma

GİT




SENİN SUÇUN YOK
BU AŞKIN SUÇLUSU BENİM
MAHKUMUDA BEN OLMALIYIM
AYAĞIMDA PRANGA
KALBİMDEKİ ONULMAZ YARA
SEN GİTMEYİ BU KADAR İSTERKEN
SANA GİTME DEMEK YÜREĞİMİ AĞIRLAŞTIRDI.
TAMDA BURDASIN ÖNÜMDESİN
VARLIKLA YOKLUK ARASI ARAFTA DURUYORSUN.
GEÇMİŞİMDE ANI OLMANI KABULLENEMEM.
GELECEĞİMİN BİR PARÇASIYDIN SEN
ŞİMDİ GİT VE YAK HAYALLERİMİ
BİR KİBRİTİN KAVINDA
ZAMANI DONDUR
SENSİZ ZAMAN AKMAZ
SÖZLER SÖYLENMEZ...

BU SABAH


Pırl pırıl bir sabaha uyandım bu gün.Çaydanlıkta fokurdayan çaya aldırmadan yatakta miskinlik yapmak cazip geldi.çaydanlık yürüyüp odama gelecek kadar sinirliyken daha fazla dayanamadım ve kalktım .En sevdiğim bardağımda kendime şöyle güzel bir çay doldurdum.Miss gibi kokan bahçemdeki limon ağacı eşliğinde başladım çayımı yudumlamaya bugünün pazar olmasını umut ediyordum ama sonra kendime kızım bugün pazar değil sende işsiz olmak istemiyorsan hemen hazırlan dedim ve teselli cümleleriyle kendimi avuttum.Başladım kendimiikna turlarına bunlarda geçer ilerde emekliliğin keyfini çıkarırsın miskinlik yaparsın bolkonda oturup bol bol çay içersin ,ben tam hayallerimi ortasına dalmış yavaş yavaş kulaç atarken .Servisin sesini duydum tekeç çoraplar allel acele toplanmış saç ve tabiki botlarım hep beraber çıktık evden.Bizim servis sıkıcıdır .Herkes suratı asık oturur bir mecburiyeti yerine getiriyor gibi.Ama benim iflah olmaz çenem dururmu herkese laf yetiştireyim diye uğraşırken sonra bir baktım kimse cevap vermiyor ben kendi kendime konuşuyorum.Şok Üstüne şok ve bir ses 'susarmısın lütfen 'diyeservisi inletti. Ay evet evet duyduklarım doğru birileri bana susmam yönünde talimat veriyor.O anda bende flim koptu kim bu beni rahatsız eden densiz dedim birde ne göreyim .Her iş yerinde olan kokoşlar vardır ya .Onlardan sevmediğim sarı olan konuşuyor çorba içilme kıvamına gelmiş iğrenç tırnaklarıyla dudağında öp beni öp beni diye tahminimce utancından kızaran bir ruj ve nasıl oluyorsa her sabah evde cemil ipkeçi varmışıcasına son moda tarzıyla karşımda duruyordu.Yanlız burda ince bir nüans var ancak Cemil İpekçi bu şekilde onun içindeki maymunu dışarıya vurabilirdi.Çirkinliğimle övünen ben tabiki onun güzelliği karşısında içlerindeki şeytanı uyandıran diğer yalakalar.O haklıydı tabiki ben haklı olamazdım çünkü çirkinim .Tırnak uzatmayı sevmem,saçlarımı ölsem sarıya boyatmam,botlarımdan vazgeçmem,ve en önemlisi asla Cemil İpekçiyi evime almam. :)Ben bu durumlarda sakinliğiyle meşhur bir insanımdır.Yokmuş gibi davranmak daha iyidir .Yüksek sesle senin yalakalarında sende yoksun biliyorsun değilmi dedim.Hay dilimi eşek arısı ısırsın nasıl unuturum bu kızın beyniyle duydukları arasında bağlatı kuramıyacağını .O sabah ki şirinliğinden hiç eser kalmadı kız birden çingeneye dönüştü.Ben senin varya... diye başlayan cümlesini varın gayrı siz düşünün .Benimle çene yarıştırılamıyacağını öğrenememiş olan zavallı ne yaptığının farkında olmadan.Başladı çene yarıştırmaya eee serde gıcıklık varya altta kalmadan inceden inceye giydirdim hatun kişiye.Bu seferde başladı zırıl zırıl ağlamaya off bu kabus dedim bitmeli ve ben evde rüya görüyor olmalıyım.Hayır bitmedi ve işyerine gelene kadar ağladı.Sonrası malum krizler müdürler girer devreye iş arkadaşları patron vs.. Ve bir kez daha burda anlamış bulunmaktayım ki bu kız kesinlikle beyniyle kulakları arasında koordinasyon problemi yaşıyor.Öpüştürüldük, barıştırıldık Küslük bilmeyen bu bünye 30 dk yolda katil olsam kaç yıl yerim nidalarıyla ortamı inleten ben itiraz hakkımı kullanamadan.Hadi bakalım siz kardeşsiniz olur böyle şeyler diyip tıpış tıpış odama yol aldım.6.yılımı doldurduğum işyerimde kendime olan saygımdandır .o sarı süpürge saçlıyı öldürmeyişim.Yine de günümü kötüleştirmeyi başaramamıştır kendileri.Kabus mu bitermi onunla aynı iş yerinde olmak bile başlı başına kabus....

5 Şubat 2009 Perşembe

O VE BEN






O çınar ağacı gibi beklerdi beni sıcacık tap taze dim dik bense kimsesiz bir sokak kedisi hayatla olan bağlantımı sağlayan hep o oldu.yorgun düştüğümde yaralandığımda yaralarımı sarar ertesi sabah güneşli bir güne uyanmamı sağlardı ben ne zaman dipsiz kuyulara düşsem arkamda yanımda sağımda solumda o vardı .İlmek ilmek sardığı sevgiyle ördüğü ipi uzatır çıkmam için elinden geleni yapardı o kuyulardan.Onun varlığı huzur verirdi bilirdim ki o varken kimse yaralayamaz incitemez beni .Çok konuşmazdık halbuki haftada1 bidemdiniz 2 ama ben bilirdim o çınar ağacımdı benim yapraklarıyla şifa sunardı bana gövdesiyle güven verirdi .O sağlamıştır çok iyi hatırlıyorum zincirlerimden kopup özgürlüğümü kocaman bereketli bir tepside .Şaşırarak baktığımda al hepsi senin kullan ama dikkat et bunun içindekileri bitirmeden yenileriyle doldur.Bilirdi dolduramayacağımı ve bende bilirdim boşaldığında onun yine orda olacağını.Onunla eksiklerim hep tam yarımlarım bütündü.Aramazdı beni bende onu ama içimde yana o volkanın sönmesine hiç izin vermedi ben varım buradayım yanındayım derdi hep.Onsuz bir hayatın tarifi yoktu.O kadar çok seviyordum ki onu gözünün içine bakarken gözümden inci taneleri saçılacak diye ürkek kedi gibi sığınırdım yanına.Dostumdu ,arkadaşımdı kız kardeşimdi.Öldüğü gün bende ölü gibi dolaştım aylarca beklide yıllarca.Duyduğumda tarifi yoktu bu acının .Sesi kulaklarımda yankılandı topla kendini ben sana böylemi öğrettim .Atık o olmayacaktı gittiği yerde kök salacaktı emindim.Ama onun sesini duyamamak yokluğunun acısını yüreğimde taşımak ağır geliyor bana .Gördüğüm güzel bir fotoğrafta onu hatırlıyorum,Dinlediğim güzel her müzik onu hatırlatıyor bana.kocaman bir kitaplığı vardı bana vermek istediler alamadım alamdım nasıl yapardım o kitaplarını çok severdi kitapsız bir hayat benim için yok derdi.Düşündüm onunla birlikte göndermeliydim kitaplarını da .onsuz o kitaplarında anlamı yoktu.Hiç unutmam aldığı kitapları okur ve heyecanla anlatırdı.Sonrada başlardı.Ay buarası olmamış şurası eksik bu karekter nasıl sence .bende of yeter kes bu yorumları adam yazmış beğenmediysen almasaydın.Gülerdi gülerdim gülerdikk... Müzik tutkusu vardı.Koşa koşa gitar almaya gittiğmiz günü nasıl unuturum.Dükkan sahini canından bezdirdi pazarlık yapacam diye, sözler yazar kendince besteler yapardı ve ilk bana dinletirdi.incimdi arkadaşımdı,canımdı,.Gitme dedim gitme bu yolculuğa hiç iyi hissetmiyorum türlü bahanelerle kandırmak istedim ama olmadı.Bilemezdi gittiği yolun ölüm getireceği.Kocaman bir kamyon biçti arkadaşımı .bu yazıyı yazarken okuduğundan eminim incim canım arkadaşım.Elindeki poşet dolusu simitlerle kapımı çalardı çayın varmı ? severdi çayı kahveyi sigarayı Sezeni,Teomanı,Fikret Kızılok dinlemeyi. Bitmeyen cümleler sığdırırdık küçücük odamda. Sevgilisini anlatırdı kocaman gülüşüyle. Off derdi ayrılacam ben bu adamdan. Bense sadece gözüne bakardım. Bilirdim çok sevdiğini ve bırakamayacağını. Kısa ömründe kocaman bir arkadaşlık bıraktı bana miras. Çok az keşkeklerim vardır hayatta. Ama keşke onu daha sık arasaydım, keşke her gün her saat yanında olsaydım. Bunları düşündükçe kızıyorum kendime ama Elden bir şey gelmiyor. Benden size tavsiye unuttuğunuz kim varsa aramayı ihmal ettiğiniz her kimse iş, aş yoğunluk, dinlemeden sarılın telefonlara ve arayın sevginizi sığdırmayın sadece telefonlara sımsıkı sarılın arkadaşlarınıza ve bırakmayın çınar ağaçlarınızı ve daha çok su verin ve büyütün…


Sana kosuyorum bir vapur icinde
Olmemek,delirmemek icin...
Yasamak;butun adetlerden uzak
Yasamak...
Hayir degil,degil sicak
Degil saclarinin kokusu
Hicbiri degil,
Dunyada buyuk firtinanin koptugu boyle gunlerde
Ben onsuz edemem
Eli elimin icinde olmali,
Gozlerine bakmaliyim
Sesini isitmeliyim
Beraber yemek yemeliyiz,
Ara sira gulmeliyiz
Yapamam,onsuz edemem.
Bana su, bana ekmek,bana zehir;
Bana tad,bana uyku
Gibi gelen cirkin İNCİM
Sensiz edemem.

Sait Faik Abasiyanik

BİR HARMANIM BU AKŞAM

4 Şubat 2009 Çarşamba

BAĞIRARAK KONUŞMAK....



Nefret ederim bağırarak boğazı yırtılıp ta göğsünden ciğerleri dışarıya çıkacakmış gibi konuşan insanlardan.Sanki karşısındaki sağırmış da bağırınca duyacakmış gibi.Akıllı insanlar konuşur çünkü sebepleri vardır. Aptal insanlar ise bağırır çünkü sebepleri yoktur. Bu şeye benziyor karşısındaki insan yabancı bir dil konuşuyordur kendisi ise Türkçe bağırınca yada sesini yükseltince karşısında ki insan birden Türkçeyi çözecekmiş gibi bağırırlar karşısında ki insan anlayamamanın verdiği saçma bir yüz ifadesiyle bakar bakar bakar....İstediğiniz kadar anlatın kendinizi karşınız da ki insana istediğiniz kadar bağırın eğer o insanla aynı dilden konuşmuyorsanız ve haklılığınızı kanıtlamak ve sabit fikirli olduğunuz ispatlamak için sabaha kadar bağırın boş çaba ve zaman kaybı olur.Millet olarak sükunetimizi yitiriyoruz galiba anlaşılmaz ve anlatamaz oluyoruz kendimizi başkalarına.Tv programın da herkes hep bir ağızdan bağırıyor, haberlerde insanlar dertlerini anlatırken bağırıyorlar ,tartışma programlarında ;insanlara ülkenin halini anlatmak için bir araya gelmiş entelektüel yazarlar,çizerler bir birilerine bağırıyorlar anlatıcı oldukları programlarda anlatamamanın verdiği büyük bir hezimet içinde biti veriyor. Ne kendileri anlıyor ne karşısında ki insanlar anlamadan anlatamadan geçip gidiyorlar.Çözüm için gittikleri programdan çözümsüzlük üreterek ayrılıyorlar. Halbuki susup sıralarını bekleseler ne bağırmak zorunda kalacaklar ne de anlaşılamamaktan yakınacaklar. Etrafınıza dikkatlice bakın en çok bağıran en haklı sayılıyor.Sormadan sorgulamadan Haklı sayıyoruz karşımızdakini.Düşünün ki '' öfke bir hitabet sanatı'' diyen bir başbakanımız var. E daha ne olsun . Ne güzelde açıklıyor içindeki suçluluk duygusunu televizyonda gazetede herkese bağıra çağıra fırça kayıyor belki kendince haklıdır diye sizde bir an kapılı veriyorsunuz o kervana öbür taraftan bir bakıyorsunuz ki Ülkenin hali perişan işsizlik almış başını yürümüş cinayetler, hırsızlıklar ,tecavüzler ,bağnazlık ,yobazlık vs... Ve umut ediyorum ki İnsanlar bir gün mutlaka anlayacak bağırmanın,öfkenin çözüm olmadığını.Bazen ufacık bir mimiğin bağırmaktan daha etkili çözüm olabileceğine ve en çok bağıranın en haklı sayıldığı bir dünyada '' susmanın karşınızdakine verile bilecek en güzel cevap olduğuna....

3 Şubat 2009 Salı

GÜVEN DUYGUMUZ GÜVENSİLİK KABUĞUNUN ALTINDA




Hayli zaman oldu sorgusuz sualsiz birilerine güven duygusuyla sığınmayalı.Her şart ve koşul altında sürekli bir sorgulama iç güdüsüyle insanlara yaklaşıyoruz. Haksızda değiliz açıkçası.Yozlaşan dünyada gözlerine perde inmiş ;adem oğullarının.Kimi zaman güven duygusuyla yaklaştığınız insanların attığı kazıklar o kadar can yakıyor ki sabırsızlıkla sıranın bize gelmesini bekliyoruz atılan kazığın aslında küçük sizin ona atacağınızın ne kadar büyük olacağının ispatıyla geçiriyorunuz zamanımızın büyük bir çoğunluğunu.İntikam duygusunun zehriyle yaşıyoruz uzunca bir süre sonrası malum atılan kazıklara yenileri ekleniyor tabi buarada sizin elinizde boş durmuyor.Çoğunlukla güven duygunuzun tam olduğu kalbinizin en kalın duvarlarını bile yıkıp kapısını ardına kadar açtığınız insanlar yapıyor bunu size ...Diğerleri etkilemiyor;Eski bir sevgili ,eski bir dost, eski bir ahbap hepsinin bir sırası var takvimde. Atılan kazığın büyüklüğüne göre sıralarını bekliyorlar . küçük olanlar önden hemen oracıkta hallediliyor büyükler ise gününü beklemek için rafa kaldırılıyor .Taki o büyük gün gelene kadar usta bir aşçının yemeğini büyük bir özenle hazırlaması gibi hazırlıklar yapılıyor beklenen;an geldiğinde en iyi sunumu yapabilmek için yaşam enerjinizin büyük bir çoğunluğu buna yoğunlaşarak bekliyorsunuz.Aslında tecrübe denilen şey böylece ortaya çıkıyor. Yediğiniz kazıklar için duvarlara çentikler atın atın ki tecrübe defteriniz kabarsın çoğalsın ve ;tecrübe etmekle hayatı ıskalamak arasında ki o kocaman uçurum böylece ortaya çıksın. Hiç Bir yer güvenilir değildir hiç kimse güvenilir değildir. Bu güven duygusunu yine bizler yaratırız güvenmek bir zorunluluktur her zaman yanı başımızdadır. Karşımızda duran her kim olursa olsun kendi güven terazimizden ince ayarlarla geçirmek mecburidir. Çünkü hayat yaşamayı bilmeyen insanları yoruyor...

2 Şubat 2009 Pazartesi

BARIŞ MANÇO


Bugün gibi hatırlar hediye ettiği iki küçük kol düğmesini ve koca bir aşkı sığdırır o küçücük kol düğmelerine . Hiç ölmeyecekmiş gibi gelir bazı insanlar tamda orada dururlar hep var oldukları yerde, hep dibe vurduğunuz anlar da kuytu köşesinde kalbinizin bir yerde ortaya çıkıverir dinlersiniz bir şarkısını ve onunla birlikte başlarsınız büyük bir yolculuğa . Aslında ;hayatınızın o şarkılarla anlamlandığını bilirsiniz yada sadece o şarkıları dinlerken nasıl bu kadar güzel olur diye şaşırırsınız; tamda sizi anlatıyordur şarkılarında .Beyhude geçti yıllar derken aslında yapayalnız olduğumuzu korkunç bir sükunetle; yüzümüze vurur. Sakin ve anlaşılırdır;dolandırmaz bağırmaz şarkılarını söylerken onu küçücük bir çocuk da anlar 70 yaşında ki bir ninede.Nasıl da;güzel anlatır Halil İbrahim Sofrasında bu dünyanın aslında mutevazilik üzerine kurulu olduğunu paranın pulun ihtişamın aslında hepsinin zamanla geçeceğini ;vermenin almaktan daha önemli; bu kavganın boş olduğunu.Hayatımıza bir dönemin unutulmaz ismiydi Barış Manço büyük bir heyecanla bütün aile beklerdik 7'den 77'ye başlasın diye bir kuşak onun şarkılarıyla büyüdü farklı olmanın kötü bir şey olmadığını aslında farklılıkların bu ülke insanının ne kadar zengin bir kültüre sahip olduğunu anlattı yaşattı. İyi ki seni tanıyarak büyüdük , iyi ki senin şarkılarını severek aşık olduk ve iyi ki senin şarkılarında eğlendik.Kırk yılda bir gelir Barış gibisi.


Sapa kulba kapağa itibar etme dostum içi boş tencerenin bu sofrada yeri yok. Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum içi boş insanların bu dünyada yeri yok ''

Hüzün dolu geceler


Buğulu pencereler...


Hepsi bu senden kalan...